Adetliyken kuran okunur mu? Adetliyken namaz kılınır mı? Adetli kadın ibadet edebilir mi? İslam’da regl durumu!

müslüman mümin oruç kuran nafaka infak

Bu konu da dinî konularda doğru bilinen yaygın yanlışların başında gelmektedir. Öncelikle bu konudaki kabullerimizden ve şartlanmışlıklarımızdan kurtulmamız gerekir. Kadınların bu özel dönemleri, Allah’ın onlar için takdir etmiş olduğu yaratılış özelliğidir. Asla bir kirlilik hali ya da utanılacak bir durum değildir. Kadının bu dönemde “kirli” olarak algılanması Müslümanların dinî kültürüne geleneksel Yahudilikten geçmiştir.

Tevrat’ta âdetli (regl) kadının kirli sayıldığına dair çok çarpıcı ifadeler görmek mümkündür. Kadının elinde olmayan bir durum sebebiyle erkek egemen söylem altında suçlanıp bu şekilde hakarete uğraması, hem dinî ve hem de insanî açıdan kabul edilebilir değildir: “Âdet gördüğü için kan kaybeden kadın yedi gün kirli sayılacak. Ona dokunan da akşama kadar kirli sayılacak. Âdet gördüğü günlerde kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim kadının yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, o da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kadının yatağındaki veya oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes akşama kadar kirli sayılacaktır. Âdet gören kadının kirliliği onunla yatan adama da bulaşır. Adam yedi gün kirli kalır ve yattığı her yatak kirli sayılır. Eğer bir kadının âdet günleri dışında uzun süreli bir kanaması varsa ya da kanaması âdet günlerinden sonra da devam ediyorsa, kanaması olduğu sürece âdet günlerinde olduğu gibi kirli sayılır. Kanaması olduğu sürece, âdet günlerinde olduğu gibi, yattığı her yatak ve üzerine oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim bunlara dokunursa kirli sayılacak. Giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli kalacaktır. Ama kanama durursa, kadın yedi gün bekleyecek, sonra temiz sayılacaktır.” Âdet dönemlerinde kadınların ve hatta neredeyse temas ettikleri her şeyin bu şekilde kirli sayılarak kadının aşağılanması, Allah’a ve dine yönelik yapılmış büyük iftiralardan biridir. Âdet dönemi, Allah’ın kadın vücudunda yaratmış olduğu muhteşem sistemlerden biridir. Suç olmadığı gibi, kirli sayılma ya da aşağılanma sebebi de değildir. Kur’an’da kadınların âdet halleriyle ilgili açıklamanın yer aldığı tek ayet vardır ve o ayette de bu dönemde cinsel ilişkide bulunulması yasaklanmıştır. Üstelik yasak da kadınlara hitaben değil erkeklere hitaben gelmiştir.

Ayette görüldüğü gibi Allah, bir soru üzerine, âdetliyken kadınların neyi yapamayacaklarını açıklamaktadır. Kadınlar bu dönemde cinsel ilişkiye giremezler. Peki, âdetli halde olan kadına cinsel ilişkiyi yasaklayan Allah, nasıl olur da namazı, orucu ya da Kur’an okunmasını yasaklamaz? Namaz ve oruç gibi ibadetler ya da Kur’an’ı okumak cinsel ilişkiden daha mı önemsiz konulardır? Elbette değildir. Ayetlerde, savaş gibi istisnai bir durumda bile namaz ibadetinin nasıl olması ve cephedeyken bile namazın terk edilmemesi gerektiği detayları ile anlatılmıştır. Dolayısıyla böylesi her ay tekrar eden bir dönemde ibadetlerin unutulmuş olacağı düşünülemez. Bu dönemlerinde kadınların namaz kılmaması ya da oruç tutmaması gerekseydi bu durum mutlaka Kur’an’da vurgulanırdı. Allah bu ibadetlerin yasak olduğunu söylememiştir çünkü onları yasaklamamıştır. Dolayısı ile kadınlar bu dönemlerinde oruca, namaza ve diğer ibadetlerine devam etmelidir. Bu dönemde ibadet etmek bir tercih değil, diğer dönemlerdeki gibi dini bir gerekliliktir. Prof. Dr. Süleyman Ateş’in konu ile ilgili yaklaşımı şu şekildedir:

“Kur’an’ın sınırlamadığı bir şeyi kimse sınırlayamaz. Kur’an’a ters şeyler hadis olamaz. O rivayetler, Peygamber’e iftiradır. Adetli kadın hakkında Yahudilikten ve çeşitli uluslardan Araplara sızan gelenekler hadis biçimine getirilerek İslam literatürüne sokulmuştur. Bunların aslı olsaydı mutlaka Kur’an’da kadının hayız (âdet) halinde bu ibadetleri yapamayacağına dair bir açıklama olacaktı. Zira Kur’an, ibadet yapmama gibi önemli bir hali kapalı bırakmaz, bunu belirtirdi. Kur’an, hayız halindeki kadınla cinsel ilişki yapılmamasını söylüyor da hayız halindeki kadının namaz kılamayacağını, oruç tutamayacağını, diğer ibadetleri yapamayacağını neden söylemiyor? Yoksa Allah katında, cinsel ilişki namazdan, oruçtan, Kur’an okumaktan daha mı önemlidir? Kur’an’a ters bu tür düşünce ve uygulamaları bırakıp Kur’an’a dönmeli ve Kur’an ne diyorsa onu uygulamalıyız.”

“Zan ifade eden bu rivayetlerle Kur’an’ın kesin emri nasıl askıya alınabilir? Hz. Peygamber, düzensiz âdet gören kadına, yıkanıp namaz kılmasını emretmiş ve bu kadın, her namazında yıkanarak (veya abdest alarak) namaz kılmıştır. Şimdi düzensiz âdet görme ile düzenli âdet görme arasında ne fark vardır? İkisinde de kadından gelen kan aynı kandır. Gelen kan, pis görüldüğü için bu kadına temizlenip, yani abdest alıp namazını kılması emredilmiştir. İnsanın elinde olmayan bir hal, neden onun ibadetine engel olsun? Düzensiz âdet görme özür sayılıyor da normal âdet görme neden özür sayılmasın? Şu rivayet, Hz. Peygamber’in normal âdeti özür saydığını kanıtlar: Hz. Ayşe’nin bir rivayetine göre âdet halinde bulunan Ayşe, Mescidde bulunan Peygamber’in başını yıkayıp tarardı. Peygamber, adetli Ayşe’ye, “Mescidden bana humre (seccade) yi getir, demiş.” Ayşe, âdetli olduğunu söylemiş. Peygamber, “Âdet, senin isteğinle olan bir şey değildir. Sen Mescide git, bana seccadeyi getir.” demiş (Müslim, Hayd, 3)… Kendi içinde olağanüstü çelişki olan bu kişi rivayetleriyle maalesef din bozulmuş, Kur’an’ın söylemediği şeyler dine sokulmuştur. Kur’an, âdetli kadının neyi yapamayacağını söylüyor: O da cinsel ilişkidir…”

Bu dönemlerinde kan akışı olan kadınların abdestinin olmayacağını çünkü kan akışının abdesti bozduğunu iddia etmek ve bu nedenle kadınları namazdan uzak tutmak da Kur’an’a aykırıdır. Kanın abdesti bozduğu inancı bazı mezheplerin görüşlerine dayalı bir inançtır. Mezhepler açısından bile bu konuda farklı yaklaşımlar vardır. Hanefi mezhebinin yaygın görüşüne göre az ya da çok her akan kan abdesti bozarken, Hanbeli mezhebinde akan kanın çok olması şartı aranmaktadır. Maliki ve Şafi mezheplerine göre ise miktarı ne olursa olsun akan kan abdesti bozma nedeni değildir. Allah’ın dinine yapılmaya çalışılan ilaveler hem dini tanınmaz hale getirmekte hem de kendi içinde tutarsızlıklar sergilemektedir. İnananlar için mezheplerin görüşleri değil ancak Allah’ın ayetleri bağlayıcı olabilir. Kur’an’a göre abdesti bozan şeyler tuvalet ihtiyacının giderilmesi ve cinsel ilişkiye girilmesidir. Dolayısıyla özel durumlarında kadınlardan kan gelmesi abdest almalarına ve ibadetlerini gerçekleştirmelerine engel bir durum değildir. Allah’ın yasak kılmamasına ve özel günlerinde kadınları ibadetten uzak tutmamasına rağmen geleneksel görüşler bu dönemlerinde kadınların ibadet etmelerinin haram olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebilmişlerdir. Allah’ın kadının yaratılışına koymuş olduğu bir özellik sebebiyle kendisine ibadet etmesini yasaklaması düşünülemez. Ortalama kırk yıl boyunca adet dönemi geçirmiş bir kadının yaklaşık on yılı ibadetten uzak tutulmak ile geçecektir. Bu durum kadına sağlanmış bir kolaylık değil, ibadet etmek isteyen kadına yapılan haksızlıktır. Allah adına yalan uyduranlar ve Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi haram kılanlar, asla kurtuluşa eremezler.

Emre Dorman