amerika gazete oku en yeni haberler teknoloji haberleri

Başkalarının sahip olduklarını istemek ve arzulamak nedir? İslam’da başkalarının mallarını kıskanmanın hüküm nedir?

Yüce Allah imtihanı gereği insanları farklı özelliklerde yaratmış ve onları dilediği şekilde çeşitli nimet ve imkânlar ile rızıklandırmıştır. Gönülden Allah’a inanıp güvenen bir kulun Allah’ın kendisi için takdir etmiş olduğu şeylere razı olması gerekir. Allah nimetleri nasip ederken insanların inanıp inanmamalarına ya da erkek veya kadın olmalarına bakmaksızın kullarını çeşitli şekillerde imkân sahibi yapmaktadır. Bu, dünya hayatındaki imtihanın kendi içinde bir sırrıdır. İnanan kişi başkalarının sahip olduğu şeyleri değil Allah’ın lütuf ve rahmetini istemeli, âhiretini kurtarmaya yönelik şeyleri, dünyalık istek ve tutkularının önüne geçirmelidir.

İmanın ve hayırlı bir kul olmanın kıymetini bilemeyen kişiler dünyevi mal ve mülke hırs yaparlar. Zenginliğe, şan ve şöhrete özenirler. Zengin olan kişilere Allah’ın çok büyük lütufta bulunduğunu düşünerek sürekli olarak zenginlik ister dururlar. Oysaki insanı gerçek manada insan yapan şey sahip olduğu iman ve erdemli davranışlardır. Yoksa zengin ya da fakir olduğu değil. Bu konuda Kur’ân kıssalarında geçen ve Hz. Musa’nın kavminden olan Karun oldukça güzel bir örnek teşkil etmektedir. Karun’a çok fazla dünya malı ve zenginliği verilmiştir. Oysaki o şımarıklık, doymazlık ve azgınlık sergilemektedir. Karun’un sahip olduğu mala mülke imrenen ve Allah’ın ona çok büyük bir lütufta bulduğunu düşünerek benzerlerinin kendilerine de verilmesini arzulayan kişilerin Karun’un yaptığı azgınlıklardan dolayı kendisinin ve sarayının yerle bir edilmesi üzerine gerçekleri anlamaları ve asıl lütufta bulunulanın kendileri olduğunu fark etmeleri oldukça çarpıcıdır (28/7683).

Yüce Allah, “Âhiret ekini isteyenin o ekinini artırırız; dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için âhirette bir nasip yoktur” (42/20) buyurarak sahip olunan dünya mallarının gereğince kullanılmadığında âhirette sonu hüsranla biten bir akıbeti olduğunu bildirmektedir. Allah kullarına rızkı alabildiğine açar da dilediğince sınırlayıp kısar da (13/26). Bu Allah’ın bileceği bir durumdur. Kimi nasıl ve ne şekilde imtihan edeceğini sadece Allah bilir. Zenginliğinden dolayı şanslı görülen bir kişi para ile satın alınamayacak türden çeşitli nimet ve imkânlardan mahrum bırakılabilir. Ya da bunun tam tersi bir durum da söz konusu olabilir. Nice fakir insanlar kendilerinden binlerce kere zengin pek çok insandan daha sağlıklı ve mutlu bir hayat sürebilmektedirler. Yani paranın çok olması da dünya saadeti için yeterli değildir. Önemli olan az olsun çok olsun kişinin sahip olduğu nimetin şükrünü yerine getirebilmesi ve ihtiyaç sahiplerinin bu nimet ve imkânlardan istifade etmesini sağlamasıdır. Allah’tan bol para ve zenginlik dilemek yerine hem bu dünya da hem de âhirette hayırlısının dilenmesi gerekir. Tek başına dünyevi zenginlik kişiyi sadece bu dünya hayatındaki sınırlı ömrü içinde tatmin edip mutlu kılabilir. Oysaki iman zenginliği ve ihlâslı bir yaşam kişiyi hem bu dünyada hem de sonsuzluk yurdu olan âhirette tatmin edip mutlu kılacaktır.

Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin! Allah, her şeyi en iyi şekilde bilmektedir.

Nisa Suresi Ayet 32