Dinde zorlama olur mu? Dinde baskı olur mu? İslam’a ve Kuran’a göre dinde baskı ve zorlama nedir?

fetva fıkıh soru cevap islam din

Kur’an ayetlerinde açık bir biçimde dinde baskı ve zorbalık yapmanın hiçbir türlü mümkün olmadığı ifade edilir. Buna rağmen bazı rivayetlerde dinini değiştirenin kanının helal olduğu, öldürülmesi gerektiği iddia edilir. Yine örneğin bir hadis rivayeti: “Resulullah buyurdular ki: Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün.” şeklindedir. Peygamberimiz bu tür söz ve davranışlardan uzaktır. Ayetlerde, dinde aşırıya gidilerek yapılacak hataların ve dini çirkin gösterecek zorlama ve baskı türü davranışların, inkârcıların inkârını daha da artırabileceği düşüncesi ile inananların Allah’tan af dilediklerine ve inkârcılar için fitne yani bir çeşit sınav aracı olmaktan Allah’a sığındıklarına dikkat çekilir. Kur’an ayetleri, dinde zorlama ve çirkin göstermenin hiçbir türlüsünün söz konusu olmadığını, peygamberimizin de insanlar için bir zorba kılınmadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu türden ayetlerin Müslüman ailede doğan ya da Müslüman olmuş kişiler için değil, Müslüman olmayanlar için olduğu iddia edilir. Oysa ayetlerde bu iddiayı destekleyecek en ufak bir delil ve vurgu bulunmaz. Bu türden iddialar, ayetlerin anlamlarını saptırmanın, daraltmanın ya da keyfi şekilde anlamanın bir sonucudur.

Başka bir rivayette de peygamberimize öyle bir iftirada bulunulmuştur ki söz konusu bu iftiranın, Kur’an’ın bize tanıttığı Hz. Muhammed’in yapacağı ya da yapmak isteyeceği en son şeylerden biri olduğunu anlamak zor değildir. Söz konusu rivayet şu şekildedir: “Resulullah şöyle buyurdu: Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.” Şimdi bu rivayetleri peygamberimize isnat edenlere sormak gerekir: Allah’ın apaçık ayetlerine ve âlemlere rahmet olarak gönderilmesine rağmen, peygamberimizin cemaatle namaza gelmeyenleri evlerinde yakmak istemiş olacağına inanılabilir mi? Kur’an’a göre gönderilen elçiler, insanlar üzerinde baskı ve zorbalık yapmak için değil sadece Allah’ın ayetlerini hatırlatarak uyarıda bulunmak ve doğru yolda olmaya çabalayanları müjdelemek için görevlendirilir.

Allah’ın emrettiği şey namazın kılınmasıdır. Kişinin namazını nerede kılacağı, Cuma namazı dışında kendi tercihine bırakılmıştır. Mescide gitmeye ve cemaatle bir arada olmaya özendirmek için bu türlü temelsiz iddialarda bulunmak Allah’a ve resulüne iftira etmek demektir. Kişi namazını nerede daha huşu içinde kılabiliyorsa orada kılar. Ancak maalesef rivayetlerde cemaate katılmadan evinde namaz kılan kişi sapkın olarak gösterilmiş hatta cemaatle namaza gelmeyenlerin iki kişi zoruyla namaza getirilerek safa durdurulduğu söylenmiştir: “Yarın Allah’a Müslüman olarak kavuşmak isteyen kimse, şu namazlara ezan okunan yerde devam etsin. Şüphesiz ki Allah Teâlâ sizin peygamberinize hidayet yollarını açıklamıştır. Bu namazlar da hidayet yollarındandır. Şayet siz de cemaati terk edip namazı evinde kılan şu adam gibi namazları evinizde kılacak olursanız, peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk ederseniz sapıklığa düşmüş olursunuz. Vallahi ben, nifakı bilinen bir münafıktan başka namazdan geri kalanımız olmadığını görmüşümdür. Allah’a yemin ederim ki, bir adam iki kişi arasında sallanarak namaza getirilir ve safa durdurulurdu.”

Yine Allah’ın apaçık ayetlerine ve Kur’an’da ancak nefsi müdafaa durumunda savaşılabileceği gerçeğine rağmen peygamberimizin şöyle söylediği iddia edilmiştir: “Ben, insanlarla Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet edip, namazı tastamam kılıp, zekâtı hakkıyla verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.” Yine başka bir rivayette namazı terk edenin kâfir olacağını söylediği iddia edilmiştir: “Resulullah buyurdular ki: Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse kâfir olur.” İşte bu tür rivayetleri delil gösteren mezheplere göre namaz kılmamakta ısrar edenin dövülmesi ve öldürülmesi yönünde fetvalar verilmiştir. Örneğin Hanefi mezhebindeki yaygın görüşe göre namaz kılmakta gevşeklik gösteren ya da kılmamakta ısrar eden kişinin dövüleceğine; Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerindeki yaygın görüşe göre ise kılmamakta ısrar eden kişinin dinden çıkıp mürted olduğuna ve öldürülmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Peygamberimizin bu türden şeyler söylediğini ve mezheplerin ortaya koymuş oldukları hükümleri haklı çıkartacak bir uygulamasının olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Çünkü Allah’ın Resulü; resulü olduğu Rabbinin ayetleri ile çelişmez, o ayetlere aykırı davranmaz, o ayetlere uygun olmayacak sözler söylemez. Peygamberimizin bu konuda nasıl davranmış olacağını ayetlerden hareketle tahmin etmek zor değildir. Çünkü peygamberimizin görev ve sorumluluğu sadece gerçeklerden haberdar ederek insanları uyarmaktır.

Ayetler, Kur’an’ın Allah’tan gelen bir gerçek olduğunu ve artık bu gerçeğe iman etmenin ya da onu inkâr etmenin kişinin dilemesine bağlı olduğunu söyleyerek inanıp inanmama noktasında insanların serbest bırakıldıklarını hatırlatmaktadır.349 İman edip etmeme konusunda bile serbest bırakılan insanlara din adına baskı uygulanabileceğini düşünmek dahi mümkün değildir. Yine Kur’an açık bir şekilde peygamberimizin sadece bir öğüt verici ve hatırlatıcı olduğunu ve insanları inanmaya zorlayamayacağını, yüz çevirseler bile peygamberimizin insanlara bekçi kılınmadığını ve ona düşenin tebliğ etmekten başkası olmadığını, tebliğ etmenin ona hesap sormanın ise Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Peygamberlerin ve inananların görevi Allah’ın ayetlerini en güzel şekilde hayatlarına yansıtarak örnek olmak ve insanları Allah’ın ayetlerine davet ederek onlara iyi ve güzel olanı hatırlatmaktır. Bunun dışında inanması ya da dini gereklilikleri yerine getirmesi noktasında kimse zorlanamaz. Buna kişinin en yakınları da dâhildir. Hatta ayetler, insanların hidayetinin peygamberimiz üzerine bir görev olmadığını yani peygamberimizin görevinin insanları hidayete erdirmek değil ayetleri tebliğ etmek olduğunu söylemektedir. Hidayete ermek kişinin dilemesi ve Allah’ın da dileyen ve hak eden kimseyi hidayete erdirmesi ile gerçekleşir. Allah’ın elçilerine bile vermediği bir görevi Allah adına üstlenmeye kalkarak din jandarmalığına soyunmak, kimsenin haddi ve hakkı değildir. Herkesin kendi hayatı, kendi hesabıdır. Kimse kimsenin hayatının ve hesabının bekçisi de vekili de kılınmamıştır. Zaten peygamberimiz de sadece bir uyarıcıdır, vekil olan sadece Allah’tır. Bunun aksini ileri süren her türlü iddia akıl, mantık ve din dışıdır.

Emre Dorman