Dua nedir? Dualar nasıl kabul olur? Duaların kabul olması için ne yapmalıyız? Dualar neden kabul olmaz?

fetva fıkıh soru cevap islam din

Dua anlam itibariyle çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek demektir. Sınırlı, sonlu ve muhtaç olan insanın gönülden ve tüm benliği ile sınırsız, sonsuz ve mutlak kudret sahibi olan yüce Allah’a yönelip O’ndan istek ve dilekte bulunmasıdır, dua. Dua, üzerimize yazılmış bir ibadet olmanın yanında kul üzerinde psikolojik anlamda bir rahatlama, huzur ve gönül tatmini doğurur. Duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur. Kul, Yaratanına halini arz eder ve niyazda bulunur. Gönülden Allah’a iman etmiş bir kul, kendisini yaratan Rabbinin kendisini en iyi bilen olduğunu ve yakarışlarına en güzel şekilde cevap vereceğini bilir. Ancak bizim için gerçek anlamda neyin hayırlı olacağını sadece Allah’ın bildiğini unutmamak gerekir.

Kul, duaların kabul olup olmamasına göre değil, kul olduğunun idraki ile Allah’a gönülden bağlanmakta ısrarlı ve samimi olmalıdır. İnsan Rabbine her an muhtaçtır. Dolayısıyla dua ve ibadetler yoluyla her an O’na yakın olmak durumundadır. Zaman zaman karşılaştığımız bir yanılgı olarak olaya “Dua ettim ama kabul olmadı.” şeklinde yaklaşmak samimi olarak inanan birine yakışmaz. Allah kullarını bazen türlü imtihanlarla, zorluk ve sıkıntılarla sınar. Bazen de yapmış olduğumuz hataların bedelini ödememiz gerekebilir.

Allah’a dua ederiz, istediklerimizi vermesine sevinir, vermemesine üzülür, bazen de vermedikleri sebebiyle şikâyet eder ya da hayal kırıklığı hissederiz. Bu tür duygular duanın gerektiği gibi kavranamamış olduğunu gösterir. Çünkü biz Allah’ın verdiği şeyler ile bizi nasıl sınayacağını ve vermedikleri ile de bizi nelerden korumuş olacağını bilemeyiz. İnsan gerçek anlamda kendisi için neyin hayırlı olduğunu bilemez. Çünkü insan büyük resmi göremez. Şimdiyi yaşar ama gelecek olanı hesap edemez. Bu yüzden daima hakkımızda hayırlı olanı istemeli ve her durumda şükretmeliyiz. Dolayısıyla Allah’ın dualara cevap vermesi isteklerimizi yerine getirmesi değildir. İstediği şeyin kendisi için gerçekten hayırlı olacağını kim bilebilir? Şüphesiz Allah’tan başka kimse neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu bilemeyecektir.

Pek çok kişide görüldüğü gibi Allah’ı sadece zor zamanlarda hatırlamak ve çaresiz kalındığında O’na dua etmek samimiyetsizliğin bir göstergesidir. Zorda ve çaresiz kaldığı anlarda Allah’a yakaran sonra sıkıntısı giderildiğinde tekrardan eski hayatına dönerek Allah’ı âdeta unutan pek çok örnekle karşılaşırız. Bu gibi kişiler tekrardan çaresiz kalana kadar Allah’ı hiç düşünmez ve hatalardan uzak durmazlar.

İnsan kendisini yaratan yüce Allah’a karşı gönülden bir bağlılık, sevgi ve muhabbet içinde olmalı, O’na dua etmeli, çeşitli söz ve fiiller ile kulluğunu göstermelidir. Tüm bunları yapabilmesi için de Allah’ın kendisini duyduğunu, gördüğünü ve üzerinde her türlü tasarrufa sahip olduğunu ve O’na yakardığı zaman kendisine cevap vereceğini bilmesi gerekir.495 Allah kuluna yakındır. Kulun her anlamda bu yakınlığa ihtiyacı vardır. Ayetler her fırsatta bu yakınlığa dikkat çekerler.

İçselleştirilmiş kulluk bilincinin; güçlü, uyumlu ve sağlam karakterli bireylerin ortaya çıkmasını sağladığı gözlemlenmiştir. Dua ve ibadetler insanın hayatına anlam ve değer katarlar. Bir bebeğin kendisini en güvende hissettiği kişi annesi ve sığınacağı yer onun şefkatli kucağı ise kulun da kendisini en fazla güvende hissedeceği varlık Rabbidir. Sığınacağı yer ise Rabbinin merhametidir. Rabbinin onu duyduğunu, gördüğünü, ondan haberdar olduğunu bilmesi insana güç verir. Zorluklara karşı tahammül ve sabır kazandırır. Kişi, başına gelen en olumsuz şeylerden bile bir hayır çıkabileceğini bilir.

İnsanın, halini Rabbine arz edebilmesi çok büyük bir lütuftur. Duanın bazı insanların hayatlarında hiç yeri olmadığına ya da bazı kişilerin isteseler de dua edemediklerine şahit olursunuz. İnsanı hem fiziksel hem ruhsal yönden güçlendiren ve insana bir anlamda şifa olan dua ibadetinden mahrum olmak bir insanın başına gelebilecek en büyük dertlerdendir. Çünkü bu gibi insanlar etraflarında yığınla insan olsa da gerçekte yapayalnızdır. Sevinçlerinde şükredecekleri, hüzün ve kederlerinde hallerini arz edecekleri kimseleri yoktur. Bu gibi bir durumun zamanla kişiyi ruhsal bunalıma ve bedensel hastalıklara sürüklemesi kaçınılmaz olacaktır.

Kulluğun en güzel göstergelerinden biri dua ve ibadetlerin yerine getirilmesidir. İbadetler kulluğa anlam kazandırmakta ve insan ile Yaratıcısı arasındaki manevi irtibatı sağlamaktadır. Örneğin namaz düzenli yerine getirilen bir ibadet olduğundan bu vesile ile Allah ve din ile olan irtibatını devam ettiren kişi, aynı zamanda dünyevi hırs ve doymazlıklardan kurtulmak için belirli vakitlerde dünya hayatının gerçeğini, ölümü ve ölüm sonrasını düşünür. Neden var olduğu ve nasıl bir yaşam sürmesi gerektiğini hatırlar. İbadetlerin hakkıyla yerine getirilebilmesi için ibadetleri aradan çıkartılmak için yerine getirilen ritüellere dönüştürmemek gerektiği gibi ibadet esnasında Allah’a yapılan yakarışların da anlaşılması gerekir. Dua ve namaz gibi ibadetlere ihtiyaç duyan Allah değil, kuldur. Dolayısıyla ibadetler hakkıyla yerine getirildiği oranda insana fayda sağlayacak ve hayatındaki önceliklerini belirlemesinde ona destek olacaktır.

Dini yönü eksik olan insanların, hayatı anlamlandırma noktasında yaşadıkları sıkıntıların psikolojilerini olumsuz yönde etkilediği ve inançlı insanlara nazaran ruhsal açıdan çok daha fazla sorunlar yaşadıkları gözlenmektedir. Hayattan zevk alamama, mutsuz ve tatminsiz bir yaşam sürme, memnunsuzluğun beraberinde getirdiği ruhsal sıkıntılar ve bu durumdan kurtulmak için başvurulan maddelere bağımlılık gibi şeyler ve zaman zaman intihar ile sonuçlanan hayat hikâyeleri… İşte bu noktada din kişinin sadece hayatını anlamlandırmakla kalmayıp aynı zamanda manevi değerleri maddi unsurlardan üstün tutmasını, gerçek huzur ve mutluluğu ulvi şeylerde aramasını, gönül huzuruna ve tatmin olmuş bir kalbe sahip olmasını, ölümü yokluk olarak görmeyip yaşamını bu gerçeğe göre ayarlamasını ve bu sayede hem bu gününü hem de yarınını anlamlı kılmasını sağlamaktadır.

İnsan yaratılışı itibarıyla sınırlı ve zayıf bir varlıktır. Aynı zamanda kendini yeterli gördüğü zamanlarda sahip olduğu her şeyi Allah’a borçlu olduğunu unutma, zorluk ve sıkıntı anında ise hemen Allah’a sığınma eğilimindedir. Dua ve ibadetler sayesinde kişi bu gaflete düşmekten korunur. Allah’a her an muhtaç olduğunun bilincine varır. Allah’ın her an ondan haberdar olduğunun farkında olarak ölçülü ve dengeli davranır. Dua ve ibadet kulun Allah ile olan bağını güçlendirirken dua ve ibadetten uzaklaşmak bu bağı zayıflatır. Gönülden yerine getirilmeye çalışılan kulluk kişiyi olgunlaştırır, güçlendirir. Bu yolla kişinin şuurunda Allah inancı ve dini değerlerin sürekli canlı kalması sağlanır. Allah’a gönülden bağlanan insan; dua, niyaz ve sığınma yoluyla ulvileşir. Allah’a duyduğu sevgi ve korku sayesinde güçlü bir irade ve sağlam bir karakter kazanan insan, ruhi ilkelliğinden kurtulur. Bu ilkellikten kurtularak medenileşebilmesi ve gelişebilmesi için kulun sürekli olarak Allah’ı anması ve bu sayede Allah’a yakın olması gerekir.

Duayı doğru anlayabilmek ve doğru dua edebilmek için duanın ne olmadığını kavramak gerekir. Dua; zamanlı yani belirli gün ve gecelerle sınırlı değildir. Dua; doğru ve uygun olmayan şeyleri istemek, süslü sözler söylemek, bazı sözleri tekrarlamak ya da ezberlemek de değildir. Dua; sadece zor zamanlar için olmadığı gibi, dua Allah ile pazarlık konusu yapılacak bir yöneliş de değildir. Dua yalnız Allah’a yapılır; Allah’tan başkasına yapılacak değildir. Dua, gösteriş değildir. Dua; büyü, sihir, muskacılık olmadığı gibi gerçek dışı da değildir. Dua, çaba olmadan gerçekleşecek değildir. Duayı anlamlı kılacak şey insanın emeğidir. Dua, gereksiz ya da boş yere de değildir. Dua, ümitsizlik ve karamsarlık değildir. Nasıl olsa kabul olmaz düşüncesi ile ümitsizlik içinde Allah’a yönelinmez. Dua, sabırsızlık değildir. Sonucunu aceleye getirmemek gerekir. Dua, hak edilmeyen bir şeyi istemek değildir. Dua, istenilen sonucu elde etmek değildir. Dolayısıyla dua ederken Allah’tan ne istediğimize ve nasıl istediğimize dikkat etmemiz gerekir.

Dua Nasıl Yapılmalıdır?

Dua etmenin insana kendini iyi ve güvende hissettiren diğer bir güzelliği de kişinin Rabbine halini arz ederken “Acaba nasıl ifade etsem?” ya da “Acaba Allah beni yanlış anlar mı?” kaygıları gütmeden gönlünden çıkan, gözünden akan ile içinden geldiği gibi kendisini ifade etmesidir.

Duada ürperti ve ümit bir arada bulunmalıdır. Allah’ın rızasını kaybetmekten, O’nun razı olmayacağı işleri yapmaktan, nefsin doymaz istekleri karşısında kibirlenmekten ürpermek ve Allah’ın rahmet ve merhametine sığınarak ümit etmek gerekir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek inananlara yakışmaz. Kur’an ayetleri Allah’ın rahmetinden ancak sapıtmışların ümit keseceğini haber verir. Dolayısıyla kulun her daim Allah’ın lütuf ve rahmetini umarak yaşaması gerekir.

Dua ibadetinin Kur’an’ın bize öğretmiş olduğu edep ve saygı çerçevesinde yapılması gerekir. Yakarışlarımızı, istek ve arzularımızı Allah’a sunarken kiminle irtibat halinde olduğumuzu unutmayan, saygı ve edepten ödün vermeyen bir tavır içinde olmamız gerekir. Aynı zamanda duaları içten ve samimi bir şekilde yapmak, aceleye getirmemek de önemlidir. Yine dua ederken kendimiz, yakınlarımız ve tüm inananlar için de dua etmek, kendimiz için dilediğimiz hayırları diğer samimi Müslümanlar için de dilemek gerekir. Aynı zamanda yeryüzündeki savaşların, fesat ve kargaşanın bitmesi; adaletsizliklerin, zulüm ve işkencelerin son bulması için ve insanların dosdoğru bir yol üzerinde olmaları için de dua edilmelidir.

Allah’ın lütuf ve ikram hazinesi istemekle bitmez. Bu yüzden “Başkaları için de dua edersem acaba benimkine sıra gelmez mi?” şeklinde vesveselere kapılmamak gerekir. Duayı çeşitli kalıplara sokmamak, nasılsa hazırlanmışı var diyerek hissetmeden, ezbere ve anlamadan dua sözlerini tekrarlamamaya özen göstermek ve duayı yüksek sesle bağıra çağıra gösterişli şekilde yapılan bir ibadete dönüştürmemek de önemlidir. Böyle bir tutum Kur’an’ın bize öğrettiği dua ruhuna uzaktır. Kur’an’da dua adabından ve Zekeriya Peygamber’in Rabbine gizli bir yalvarışla seslendiği yakarışından bahsedilir.

Emre Dorman