Erol Güngör Kimdir? Hayatı ve Eserleri nelerdir?

erol güngör kimdir

Türk düşünce târihinin ve bu târih içerisinde Türk milliyetçiliği düşüncesinin önemli bir merhalesini teşkîl eden, kültür, medeniyet, milliyetçilik ve din konularına eğilerek özgün bir sosyo-kültürel tetkikler külliyâtı ortaya koyan sosyal bilimci Erol Güngör, Kırşehir’de Ahî tekkesinin son şeyhi ve Ahî Evren Camii’nin imamı olan Hâfız Osman Efendi’nin torunu olarak dünyâya gelmiş ve bu mânevî atmosfer içerisinde büyümüştür. Ortaokul çağlarında Osmanlıca öğrenip lise yıllarında husûsî Arapça dersleri alarak millî kültürümüzün kaynaklarına daha o yıllarda eğilmeye başlayan Güngör’ün ilk yazıları da bu yıllarda mahallî gazetelerde neşredilmiştir. Kırşehir Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolan; fakat bu şehirdeki kültür mahfillerinden birisinde Fethi Gemuhluoğlu vâsıtasıyla tanıştığı Mümtaz Turhan’ın teşvîkiyle Edebiyat Fakültesi’nin Felsefe Bölümü’ne geçen Güngör’ün üzerinde en önemli tesirin sâhibi de Mümtaz Turhan olmaya devam etmiş, hatta çoğu kimse ilmî kariyerini değerlendirirken onu Ziya Gökalp’la Mümtaz Turhan’dan sonra, birbirini belli bir yöntem içerisinde eleştirerek ilerleyen kültürel bir verâset halkasının son zinciri kabûl etmiştir.

Edebiyat Fakültesi’nde okurken bir yandan da aynı okulda memûriyete başlayan Güngör, öğrenciliği esnâsında Fransızca ve İngilizce öğrenmiş ve mezun olduğu 1961 senesinde Tecrübî Psikoloji Kürsüsü’nde asistan olarak akademik hayâtına başlamıştır. İlk telif eseri olan ve E. Kırşehirlioğlu takma adıyla yayınladığı Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri kitabında meseleyi ilmî bir zâviyeden ele alarak kültür değişmesi olgusuna eğilmiş, 1963’te çıkan bu eserden sonra, 60’lı yıllar boyunca, kendisini yazıları hâricinde bilhassa meşgûliyet sâhasıyla ilgili belli başlı Batı kaynaklarının çevirisine hasretmiştir. Bunlar, sosyal psikoloji, iktisâdî gelişme, sınıf mücâdelesi, sanayileşmenin kültürel esasları gibi içinde bulunulan çağın sosyal mesele ve değerlendirmelerine adanmış kaynak eserlerdir. Bu çevirilerin bir diğer özelliği, alelâde bir dille ortaya konulmuş ilmî ve kuru temrinler olmamalarıdır. Onu, “XX. Yüzyılda ilmî Türkçe’nin en ehil nümûnesi” olarak gören A. T. Alkan’ın ifâdesiyle, “Erol Güngör’ün Türkçe menşurundan geçen bu kitaplar Türkçe ile telif edilmiş gibidirler.”

Erol Güngör’ün şüphesiz en önemli yanı, milliyetçiliğidir. O, milliyetçiliği bir ilim ve kültür meselesi olarak görmüş, milleti yükseltmenin, çağdaş ve millî bir kültür inşâ etmenin aracı olarak kabûl etmiştir. Onun milliyetçiliğinde romantizm devrine özgü sloganlar, yerini ilmî kriterler içinde suhûletle yapılan değerlendirmelere terk etmiştir. A. T. Alkan’ın tâbiriyle o, “bir kavga teorisyeni değil, ilmî milliyetçiliğin restoratörü” olarak temâyüz etmiştir. Bu bağlamda 1975’te kendi adıyla yayınladığı ve aynı konuya temâs ettiği yazılardan oluşan ilk telifi olarak Türk Kültürü ve Milliyetçilik çıkmış, “Milliyetçilik ve Halkçılık”, “Milli Kültürün Dünü ve Bugünü”, “Millet ve Din Hayatı” gibi temel başlıklar altında Türk milliyetçiliğinin meseleleri sosyal psikolojinin yöntemleriyle ele alınmıştır. Bu ince fakat nitelikli derlemeyle Türk milliyetçiliğini ilmî ölçülerle işlemek konusundaki istidat ve gayretini sürdüren Güngör, kesin hükümlerden uzak ve analitik üslûbuyla, bilhassa yarattığı Osmanlı – Türk ikiliği noktasında eleştirdiği Ziya Gökalp’ı tâdil edercesine milliyetçiliğini Osmanlı mîrâsı, İslâm dini ve gelenekleri ile bu esaslar üzerinde yükselecek bir millî kültür anlayışının uzlaştırılması çabasıyla şekillendirmiştir. Bu bağlamda modernleşme târihimizi ve Batılılaşma mâcerâmızı da değerlendiren ve millî kültüre tepeden inmeci yöntemlerle müdahale eden Batıcı Kemalist seçkinleri de mâkul ve kaliteli bir eleştiri süzgecinden geçiren Güngör, modernleşmenin halka uzak elitistler kanalıyla değil, yerli kültürün unsurlarını siyâsî mecrâya taşıyacak olan orta tabakaya mensup muhafazakâr ve milliyetçiler kanalıyla gerçekleşeceğini savunmuştur. A. T. Alkan, Erol Güngör’ün, “inkılaplar esnasında ‘zaruret’ icabı  by-pass edilerek Türk tarihinde gri bir bölge olarak geçiştirilen Osmanlı epizotuna milliyetçilerin dikkatini çekmesi”nin bilhassa 70’li yılların Türkiyesi’nde yadırganan bir “millî tavır” olarak görüldüğünü kaydetmiştir. Burada bâzı “gönüldaş”ları tarafından Osmanlıcı ithâmıyla zemmedildiğini de belirtmekle birlikte Turan, milliyetçiliğe Osmanlı damarını Güngör’den çok önce ve üstelik ilmî değil romantik ve aşırı denilebilecek bir muhabbetle sokanın Atsız Bey olduğunu es geçmiştir. Kaldı ki aynı Osmanlıcı ithâmına Atsız Bey de mâruz kalmıştır.

1980’de yayınlanan Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik adlı çalışmasına Ziya Gökalp’ın, kendisi tarafından onaylanmasa da,  kültür – medeniyet ayrımını yapmakla elde ettiği ve Batı medeniyetine dâhil olmamız için kendimize âit değerlerden ferâgat etmememizi sağlamak üzere millî olan her şeyi kültür (hars) kavramına ircâ ederken amaçladığı pratik faydalara değinerek kültür değişmeleri, millî târih, örf ve âdetler gibi temel başlıklar altında değerlendirmelerini açmış; gerek bu eseri gerek iki yıl sonra neşredilen, Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik eserinde kültür – medeniyet ayrımını, medeniyet değişikliği meselesini ve dolayısıyla Gökalp’ın en önemli tezlerinden birini, başlı başına kıymet taşıyan bir Türk medeniyetinin varlığını savunarak bu medeniyetin Batı medeniyetiyle ilişkilerini red veya kabûl gibi vülgarize yaklaşımların üzerinde bir alışveriş ilişkisi olarak nitelendirmiş ve kültür – medeniyet dikotomisini reddetmiştir. Aynı anlayış içerisinde İslâm’ın Bugünkü Meseleleri’nde de benzer konulara değinip millî kültürün kaynağını işâret etmiştir: “Türklerin onuncu asırdan itibaren ortaya çıkardıkları her eseri İslâm kültürü içinde bir yere oturtmak, o kültür içinde izah etmek mümkündür. Bizde en ileri gitmiş edebiyat formu olan şiirimize dikkat edilirse, buradaki mazmunların pek çoğunun başta Kur’an ve peygamber sözleri olmak üzere İslâm medeniyet dairesinin ortak kaynaklarına dayandığı görülür. İslâm’a müracaat edilmeksizin bu eserleri anlamaya imkân yoktur. Bunlarda İslâm’ın insan görüşü dile getirilmiş, İslâm’ın temel değerleri işlenmiş, İslâm’a ait olaylar ve mitoloji kullanılmış, kısacası Türk-İslam kültürünün tipik örnekleri verilmiştir.”

Eleştirilerini sâdece Batıcı modernleşmeciler ve inkılâpçılar değil, milliyetçiliği reddeden İslâmcı görüşlere de yönelten Güngör, Hicrî 15. asra girişimiz münâsebetiyle 1981’de yayınladığı İslâm’ın Bugünkü Meseleleri’nde, millî karakteri, millet gerçeğini kabûl etmeyen romantik ve kozmopolit ümmetçilere de temâs etmiş ve bu ideolojilerini, etnik duyarlılıklarını ortaya koyamayan ve kavmî sıkıntılarını İslâmî görüşlerle perdelemek sûretiyle Türk milletine düşmanlık güdenlerin ideolojisi olarak yaftalamıştır: “İslâmcılık, şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların maksadı İslâm ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı nötralize etmektir. Bu azınlıklar ‘ayrılıkçı bir politika’ takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an, kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe ‘İslâm davasının şampiyonu’ olarak görünürler.” A. T. Alkan’ın tâbiriyle, “Erol Güngör’ün vefâtına denk gelen yıllarda yükselmeye başlayan siyâsî İslâm cereyânına yöneltilmiş olgun ve gayet seviyeli bir tenkid” olan İslâm’ın Bugünkü Meseleleri, Güngör’ü Türk milliyetçiliğinin fikrî havzasından çıkarma gayreti içerisindeki istismarcılar için de önemli bir engel teşkîl etmesi bakımından değerlidir. Kendisi henüz hayattayken neşredilen (1982) son eseri olan İslâm Tasavvufunun Meseleleri’nde, bir önceki eserini bütünleyen bir konu olarak tasavvufun İslâm târihindeki yeri ve oluşma süreci ile buna bağlı gelişen meseleler ele alınmıştır.

Güngör’ün, bâzı eserleri vefâtından sonra yayınlanmıştır: 1988’de Tarihte Türkler adlı, gerçek anlamda tamamlanmamış ve Türk târihini çeşitli veçheleriyle ilmî ölçüler içerisinde anlatan popüler bir târih anlatısı neşredilmiştir. Bu kitap, Güngör’ün, Türk târihini geniş bir coğrafyada, uzun bir zaman dilimi içerisinde bütüncül olarak değerlendiren genel milliyetçi târih anlayışının içinde olduğunu gösteren değerli bir metindir. 1995’te basılan Sosyal Meseleler ve Aydınlar ise, pek çok dergi ve gazete yazılarıyla kendisiyle yapılan bâzı sohbetlerden oluşan bir derlemedir.

Çok erken bir zamanda ve genç bir yaşta, en verimli olacağı çağların eşiğinde aramızdan ayrılan Erol Güngör, bu ayrılışla, sâdece sosyal bilimlere sunacağı katkılardan mahrum kalan ilmiyemizi değil, Türk milliyetçiliğinin entelektüel târihi içerisinde hâlâ onun halefini arayan nesilleri de eksik bırakmıştır.

Göktürk Ömer Çakır