Fatma Bacı Kadıncık Ana kimdir?

bacıyanı rum

Şeyh Evhadü’d-din Hamid el-Kirmani’nin “Manakıb-name“sinden öğrendiğimize göre Türk olan Evhadü’d-din Kirmanî’nin küçükken çok yaramaz olan ve bu yaramazlığı ile babasına sabır riyâzeti yaptıran Fatma adında bir kızı bulunmaktadır. Menakıb-name’de Fatma Bacı’nın annesinin huysuz, cahil bir kadın olduğu anlatılmaktadır. Rivayet olarak Fatma Bacı’nın anne ve babasının tanışması şu şekilde anlatılmaktadır: Kirmanî birgün Bazar-ı Nuhhasan’dan (Bakırcılar Pazarı) geçerken dellalın: “Kötü huylu, kötü yaradılışlı, akılsız, ağzı bozuk bir cariye satıyorum.” dediğini duymuş ve bütün bu kusurlarına rağmen melamet mesleğinin gereği olarak kendisine riyazet yaptırmak, kendisini zelil tutmak, insanları da onun şerrinden korumak için bu cariyeyi satın almıştır. Fatma Bacı’da bu cariyeden doğmadır.

Menakıb-i Evhadu’d-din’în yazarı, Fatma Bacı’nın da küçükken çok yaramaz olduğunu, söz dinlemez olduğunu, bu itaatsizliği ile babasına sabır riyazeti yaptırdığı, babasının gayretlerine rağmen Kur’an-ı Kerim ve dini bilgileri öğrenemediği gibi dokuma ve örgü san’atlarının da öğrenmesi için çalışıldığı fakat bunda da başarılı olamadığı ifade edilmektedir. Bu satırlar içerisinde Fatma Bacı’nın kabiliyetsiz olduğu ve başarı sağlayamadığı görüşü tarihi kişilik olan Fatma Bacı ile uyuşmamaktadır. Menakıb-name’yi kaleme alan Muhammed es-Sivasî’nin Fatma Bacı’ya muhalif olarak bu satırları yazdığı düşünülmektedir. Nitekim Fatma Bacı’nın Bacıyan-ı Rum teşkilatını kurması, devlet ve halk ileri gelenleri tarafından hürmet görmesi onun bu verilen bilginin aksine, kabiliyetli, teşkilatçı ve başarılı bir tarihi kişilik olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Nitekim Hacı Bektaş-ı Velî’nin “Velayetname“sinde Fatma Ana için keşif ve keramet sahibi, bilgili bir mürşide denilmektedir.

Evhadü’d-din Hamid el-Kirmani’nin kızı Fatma Hatun’un aynı zamanda babasının öğrencisi ve müridi olan Şeyh Ahi Evren Nasirü’d-din Mahmud’un da karısı olduğu kaynaklarda ifade edilmektedir. Hocasının kızı ile evlenmiş olan Evhadü’d-din Kirmani keza aynı geleneğe uyarak kendi kızını da en yakın talebesi olan Ahi Evren ile evlendirmiştir.

Selçuklular’ın Moğollar karşısında Kösedağ’da yenilgiye uğramalarından sonra Anadolu’ya yayılan Moğollar, Kayseri’yi muhasara edip şehre girmeyi başardılar ve şehri ateşe verdiler. Bu savaş sırasında Kayseri şehrini savunanlar Ahi Teşkilatı üyeleri ile Bacı Teşkilatı’nın üyeleriydiler. Moğollar Kayseri’de on binlerce insanı katledip esir alıp götürdüler. Bu mücadeleler de Bacı Teşkilatı üyeleri ile birlikte mücadele eden Fatma Bacı’da Moğollar’a bu dönemde esir düşmüştür.

I. Ruknu’d-din Kılıçarslan saltanatı zamanında yardım ve siyasi destek için Hülagü Han’a giden vezir Muinu’d-din Süleymanile Beylerbeyi Hatıroğlu Şerafu’d-din ve Sahib Fahru’d-din Ali, Moğollar tarafından esir bulunan Evhadü’d-din’in kızı Fatma’nın serbest bırakılması hakkında teşebbüste bulunmuşlardır. Kendisini ve soyunu tanıtan Fatma serbest bırakılmış ve Kayseri’ye dönmüştür. Kendisine nerede ikamet etmek istediği sorulmuş o da “Babamın arkadaşlarının ikamet etmekte oldukları kulübede ikamet etmek isterim.” demiş ve oraya gönderilmiştir. Bu faaliyetleri ile Selçuklu ümerasının Ahiler’in desteğini almayı amaçladıkları düşünülebilir; fakat siyasi durum değişecektir. Nitekim siyasi dengeler değişecek ve Fatma Bacı’yı esaretten kurtaranlar iki sene sonrada onun kocasını öldüreceklerdir

Nitekim Kırşehir emiri Nuru’d-din Caca tarafından Ahi Evren ve taraftarlarının öldürülmesinden sonra Fatma Bacı bugünkü adı Hacı Bektaş olan Sulucakaraöyük’e göçmek zorunda kalmıştır. Bilhassa Aşıkpaşazâde’de Hacı Bektaş-ı Veli’nin Fatma Ana’yı kendine evlat edindiğini belirtmektedir.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Velayetname“sinde Fatma Bacı’dan daha çok Kadıncık Ana diye bahsedilmektedir. Nitekim Abdal Musa’nın zaman zaman uç bölgelerden gelerek Fatma Bacı’yı ziyaret ettiği ve Fatma Bacı’nın evinde kaldığı belirtilmektedir. Velayet-name’de Fatma Bacı’nın uç bölgelerde gizli siyasi ilişkiler içerisinde olmasından dolayı Kırşehir emiri Nuru’d-din Caca tarafından takibata maruz kaldığı ifade edilmektedir.

Umut Güner, Tarihte Fütüvvet ve Ahilik