Fütüvvetname nedir?

Fütüvvetname nedir?

Fütüvvet kavramı ile fütüvvetin muhtevasını çizen ve fütüvvetin erkân ve adabı hakkında bilgi veren eserlere genel bir ifade ile “fütüvvet-name” denilmektedir. Daha çok risâle şeklinde kaleme alınan bu eserlere, Arapça’da “Kitabü’l-Fütüvve”, Farsça’da ve Türkçe’de “Fütüvvet-name” denilmektedir. Ayrıca bu eserlerin herbirinin müstakil olarak kendilerine ait isimleri olsa da genel olarak fütüvetname olarak anılırlar.

Arapça’daki ifadesi ile “Kitab’ül-Fütüvve” ile Farsça ve Türkçe’deki, “Fütüvvetname” arasında ince bir fark bulunmaktadır. Kitab’ül-Fütüvve daha çok klasik tasavvuf kaynaklarındaki sufilik anlamı ile fütüvvete dair konuları ve mustakil risaleleri çağrıştırıyorken; fütüvvet-name ise XIII. yüzyıldan başlayarak başta Ahilik çerçevesinde ifade edilen mesleki nizamnameleri içeren eserler olarak ifade edilmiştir.

Fütüvvetnameleri üç ana başlığa ayırmak mümkündür. Bu başlıklar şu şekilde ifade edilebilir: 1- Sufi Fütüvvetnameleri, 2- Fütüvvet Teşkilatına Ait Fütüvvetnameler, 3- Ahi Loncaları Fütüvvetnameleri.

1 – Sufi Fütüvvetnameleri

Tasavvuf tarihinde Ahmed b. Hadraveyh ve Haris el-Muhasibî Cüneyd-i Bağdadi gibi ünlü ve tanınmış mutasavvıflar, fütüvvetten tasavvuf ile eş anlamlı olarak bahsediyorlardı. Tasavvuf eserlerinde fütüvvet olgusuna ayrılan bölümler X. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmıştır. Bu risalelerde anlatılan fütüvvet ile tasavvuf kavramı arasında hemen hemen hiç bir fark bulunmamaktadır. Tasavvuf ehli, fütüvvet kavramı ile ağırlıklı olarak tasavvufu kastetmişlerdir.

Fütüvvetten bahseden tasavvuf risalelerinin bilinen ilki Muhammed b. Hüseyin es-Sülemi tarafından kaleme alınan “Kitabü’l Fütüvve“dir. Bu eserinde Sülemî, fütüvveti Hz. Âdem’e dayandırarak sufî çerçeve içerisinde ahlak ve faziletler olarak açıklamıştır. Sülemi’den sonra ise Kuşeyri “er-Risale” adı ile kaleme aldığı risalesinde fütüvvete önemli bir bahis açmıştır. Ayrıca 475 yılında Unsur el -Meali Keykavus b. İskender’in kaleme aldığı “Kabusname” adlı eserinde de fütüvveti “Civanmerdi” başlığı altında ele almıştır. Sülemî’den sonra mustakil olarak bu konuda kaleme alınan diğer bir önemli eser ise Hace Abdullah-ı Ensari’nin “Fütüvvetname“sidir. Özellikle belirtilmesi gereken diğer bir eser ise Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin “el-Fütuhatü’l-Mekkiye” adlı eseridir.

 2 – Fütüvvet Teşkilatına Ait Fütüvvetnameler

Bu alandaki ilk fütüvvetname, Abbasi halifesi en-Nasır li-Dinillah’ın siyasi otoritesini güçlendirmek amacı ile fütüvvet teşkilatını kendisine bağladıktan sonra Şehabeddin es-Sühreverdi’ye kaleme aldırdığı, “Risaletü’l-fütütüve” adlı eserdir. Böylelikle fütüvvet tarihinde ilk defa, fütüvvet teşkilatının nizamnameleri özelliğini taşıyan bir eser kaleme alınmıştır. Bu tarihten itibaren bu özellikleri taşıyan fütüvetnamelerin sayısı gittikçe artmaya başlamıştır. Başta Arapça olmak üzere Farsça ve Türkçe fütüvvetnameler telif edilmeye başlandı. Bu tür eserlere ilk örnek olarak, Ahmed b. İlyas en-Nakkaş el-Harputi’nin Halife Nasır’ın oğlu Ebü’l Hasan Ali adına yazdığı “Tuhfetü’l Veşaya” adlı eserdir. Daha sonra Şii bir karakter arz eden Seyyid Muhammed b. Seyyid Alaeddin’in “Fütüvvetname-i Kebir” diye bilinen “Mifahu’r-reka’ik” adlı eseri de önemlidir.

3 – Ahi Loncaları Fütüvvetnameleri

Özellikle XIII. yüzyılda Anadolu’da Ahiliğin ortaya çıkışı ile birlikte Ahilik fütüvvetnameleri de kaleme alınmaya başladı. Bu hususta kaleme alınan fütüvvetnamelerin ilki, Yahya b. Halil b. Çoban el-Burgazi’nin kaleme aldığı “Fütüvvetname“dir. Bu eserin haricinde önemli olan diğer bir eser ise, Şeyh Seyyid Gaybi oğlu Şeyh Seyyid Hüseyin’in “Fütüvvetname”sidir.

Fütüvvetnameler zamanla çok önem kazanmıştır. Özellikle standart yaşama kuralları, adap ve erkân ile ideal insan tipi gibi hususlarda toplumsal hayatı yönlendiren ve şekillendiren bu eserlere itibar oldukça artmıştır. Fakat bu ün ve yaygınlığı sebebi ile bu tür eserler kolaylıkla yozlaşmıştır. Bu eserlerin içerisine muhtelif batınî tarikatların ideolojik ve siyasi düşünceleri sokulmuştur.

Fütüvvetnameleri içerik olarak ifade edecek olursak, hemen hemen çoğu fütüvvetname Hz. Âdem’den başlayarak Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin vasıf ve özelliklerini fütüvvet ile özdeşleştirilmiş bir şekilde içermektedir. Özellikle Ahilik ve dolayısı ile Şii etkileri taşıyan fütüvvetnamelerde ise Hz. Ali etkin bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Hz. Ali ideal feta tipinde sembol bir isim olmuştur. Bunların dışında fütüvvetnamelerin yazıldıkları coğrafyanın kültürel özelliklerini taşıdıkları da görülmektedir. Menkıbevî hikâyeler ve mitolojik öğeler bu eserlerde ağır basmaktadır.

Özellikle Türk ve İslâm kültür dairesinde bu tür eserlere “Dibace” yazma geleneğe de bulunmaktadır. Dibacelere, besmele, hamdele ve salvele ile başlamak bir tür gelenektir. Bu gelenek kendisini fütüvvetnamelerde de göstermektedir. İlk olarak esere besmele kısmında Allah’ın adı anılarak başlanır ve ardından hamdele kısmında ise Allah’a şükür edilir ve son olarak salvele adı verilen kısımda ise, Hz. Peygamber ve ashabına salât ve selâm edilir.

Ahmed b. İlyas en-Nakkaş el-Harputi’nin Halife Nasır’ın oğlu Ebü’l Hasan Ali adına yazdığı “Tuhfetü’l Veşaya” adlı eserin besmele kısmında “Bismillahirrahmanırahim” şeklinde esere başlanmaktadır. Ardından hamdele kısmında ise, “Hamd, Tanrı’ya ki dostların kalplerini fütüvvet maarrifinin inceliklerine nüktelerle nurlandırdı, içlerini mürüvvet armağanlarına ait eşsiz güzellikler ile arttırdı.” demektedir. Son olarak salvele kısmında ise, “Yine biliriz, bildiririz ki, Muhammed O’nun seçilmiş kuludur, seçkin elçisidir. Rızasını kazanmış habercisidir. O fütüvvet kıblesidir.” denilmektedir.

Son olarak fütüvvetnamelerin kaleme alınırken beslendiği kaynaklara değinecek olursak, fütüvvetnamelerde başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Hz. Peygamber’in sünnet ve hadisleri, Peygamberler Tarihi gibi eserler ile daha sonraki dönemlerde Tasavvuf ile Alevi ve Bektaşi eserleri kaynak olarak kullanılmaktadır.

 

Kaynak: Umut Güner, Tarihte Fütüvvet ve Ahilik