Günahı benim boynuma demek günah mı? Günahı kabul etmek günah mı?

kitap kuran kuran islam hadis tarih din ders

Bazı insanlar hayret edilecek şekilde garip davranırlar. Bu davranışlardan en garip olanlarından biri ise hiç şüphesiz “Sen yap. Günahı benim boynuma” söylemidir. İnsan bu kadar mı kendini bilmez? Kendi günahları yetmedi mi bir de el âlemin günahına talip olmaya cüret ediyor, demek gelir içinizden. Günah bu kadar rahat taşınabilir bir şey midir ki, önüne gelenin günahını alır sırtına. Kendince dini bir hassasiyet taşıdığı için günahlardan uzak kalmaya çalışan birini çeşitli bahaneler ile kötülüğe sürükleyen bu gibi kişiler, etraflarındaki herkesin kendileri gibi günahkâr olmasını isterler. Üstelik sorsanız inançlıdırlar da. Ama nasıl bir gaflet uykusudur ki bu ben zaten nefsime yenilip hata yapıyorum bari şu adam uzak dursun demek yerine kendi gibi suça teşvik eder insanları. Oysa, Kur’an uyarır bu duruma aldanmasınlar ve günahlarını kendilerinden başka kimsenin taşıyamayacağını bilsinler, diye insanları:

Her benliğin kazandığı kendi üstünde kalır. Hiçbir günah­kâr­ bir başka günahkârın yükünü taşımaz.

Bazı insanların bu şekilde “Sen yap günahı benim boynuma” demelerinin ardındaki asıl neden kendi yapmış olduğu hataya başkalarını da sürükleyerek yaptığı işi zihnen ve vicdanen meşrulaştırmaya çalışmasıdır. Bununla birlikte kendi gibi hatalar yapan inanların sayısı ne kadar çok olursa etrafında yaptığı şeyi hata olarak görmesi ve bu sebeple vicdan azabı duyması da o kadar az olacak sanır. Bu sanısında haklı da olsa yani gerçekten etrafında kendisi gibi hatalar yapan insanların bulunması kişiyi psikolojik açıdan rahatlatsa da bu rahatlama kişiyi kaçınılmaz olan hesaptan kurtaramaz. Olsa olsa daha cahilce ve daha cesur bir şekilde günahlara girmesine­ vesile olarak hesabını zorlaştırır. Bu gibi söylemlerde bulunan kişinin de, bu söylem sebebiyle günaha giren kişinin de kendini kandırmaması ve inanan kişilerin birbirlerini günaha teşvik etmek yerine günahlardan uzak tutmaları gerektiği bilinmelidir.

İnanan erkeklerle inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirir, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar.

Bununla birlikte o günahınızı üstleneceğini söyleyen kişileri Hesap Günü görmek gerekir. Kendi günahı yetmezmiş gibi bir de başkasının günahına bu denli korkusuzca talip olan biri bırakın kendi günahının hesabını vermeyi ya da başkasının günahını üstlenmeyi kendi günahlarını bile başkasına yüklemek ister ve tüm dünyanın servetine sahip olsa hepsini verip kendini kurtarma derdine düşer; gerçeklerle yüzleştiği anda. Dolayısıyla bu gibi kişilerin cesaretleri cehaletlerinden kaynaklanır. Kimse iddia ettiği gibi başkasının günahını yüklenemez, herkesin günahı kendinedir. Ancak birinin iyi ya da kötü bir davranış sergilemesine vesile olan kişinin o işten bir payı olacağı da bilinmelidir.

Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur.

Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur.

Allah her şeyin karşılığını vericidir.

Yine sıklıkla karşılaşılan bir diğer söylem de “Bir kereden hiçbir şey olmaz” şeklindeki cümledir. Bu da şeytani planın bir diğer yüzünü gösterir. Çoğu insan hatalardan uzak durmaya çalışırken daha önce bu hatayı yapmamış olmasından da güç alır zaman zaman. Bunu bilen şeytan hemen zorlar nefsin sınır kapısını ve türlü hile ve tuzaklar ile fısıldar insana süslü sözlerini. O bir kereden hiçbir şey olmaz tekrarlandıkça bir de bakar insan tutsağı oluvermiş o hatanın. Aynı hatayı tekrarladıkça vicdan azabı da azalmaya başlar zamanla ve farkında olmadan, şeytanın tuzağının tam ortasında bulur kendini.

Bazı insanlar hayatı alaya alırlar. Bu tutumları ilahi emirlere de ciddiyetsiz yaklaşmalarına sebep olur. Bu gibi kişilerin nazarında önemli olan sadece içinde bulunulan anın tadını çıkarmaktır. Hayatı anlamlandırmak üzere kurulan neden ve niye ile başlayan cümlelere yer yoktur yaşamları içinde. Bir anlamda hayat, akışına bırakılmış ve nereye savrulacağı belli olmayan bir yaprak gibidir. Karşılaşılması muhtemel fırsatların en verimli şekilde değerlendirilmesi dışında bir amaç ve hedefleri yoktur hayatta. Derin bir umursamazlık derin bir gafleti doğurur aynı zamanda. Bir günahın insan üzerindeki ağırlığının farkında olmadan önüne gelenin günahını taşımaya cüret ederler. Ölüme dahi meydan okuduklarına inandırırlar kendilerini. Korkusuzdurlar ve hiç düşünmezler ölüm sonrasındaki akıbetlerini. Oysa gerçek ile yüzleşme günü kaçmak için bir yol arayacak insan, ama iş işten geçtiği için bir yol bulamayacak. Derin bir pişmanlık ve zillet içinde bir ah çekecek ve ayetlerin ifadesiyle sorumluluk taşımamak adına yaşarken insan değil de keşke toprak olsaydım diyecek:

Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Bir gündedir ki o, kişi kendi ellerinin önden gönderdiğine bakar ve inkâra sapan şöyle der: “Keşke toprak olsaydım!”