amerika gazete oku en yeni haberler teknoloji haberleri

Hz Hatice kimdir? Haz. Hatice hayatı, karakteri ve kişiliği! Hz Hatice’nin tarihi nedir?

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) muhterem eşleri olan Hatîcetü’l-Kübrâ’dır. Babası Kureyş kabilesinin itibarlılarından Huveylid b. Esed b. Abdüluzza b. Kusay b. Kilâb’tır. Annesi de Amir b. Lüey’in çocuklarından olan Zaide el-Esam’ın kızı Fâtıma’dır. Câhiliye döneminde Kureyş kadıları arasında Tâhire lakabı ile tanınmıştı. Son zamanlarda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hanımlarının en büyüğü olduğundan Kübrâ diye şöhret bulmuştur. Bütün Araplar arasında nesep, akıl, iffet, edep olarak kamil düzeyde olup serveti de çoktu. Büyük boyutlarda ticaret yapmaktaydı; Arabistan’ın mahsulatını Yemen ve Suriye’ye gönderir, o tarafın mallarını da Mekke’ye getirirdi. Müdârebe (kar paylaşımı) yoluyla ortak olup her sene birçok kar elde ederdi. Resûl-ü Ekrem Muhammed (s.a.s.)’in güzel sıfatlarını doğru sözlü oluşunu, emin olduğunu işittiğinde haber etmiş ve Şam tarafına göndereceği bir kervan için teklif yapmıştı. Olur aldıktan sonra Meysere ismindeki kölesi ile beraber Mekke Kervanı beraberinde Efendimiz (s.a.s.) Suriye yönüne sefere çıktılar. Seferlerini tamamlayıp döndükten çok az bir vakit sonra Resûl-i Ekrem Hazretlerine ismi geçen Hz. Hatîce (r. anhâ) kendisi evlilik teklif etti ve evlendiler. Daha önceki eşleri olan Ebû Hale Hind b. en-Nebaş b. Zürâre et-Temîmî idi. İsmi geçen bu kişiden Hind ve Hâle isminde oğullarını dünyaya getirmiş ve bu münasebetle Ümmü Hind diye künyelenmişti. Ebû Hâle vefat ettikten sonra Atik b. Aiz b. Abdullah b. Ömer el-Mahzûmî ile evlendi. Hind isminde bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Bu nikahların sırası doğrultusunda başka rivayetlerde bulunmaktadır. Her ne sebeple dul kalıp bir müddet durduktan sonra Resûl-i Kibriyâ’ya eş olmak mutluluğuna nail oldu. O zaman Efendimiz (s.a.s.) hazretleri yirmi beş, annemiz Hz. Hatîce ise kırk yaşlarındaydılar. Kureyş’in eşrafından olan amcaları onu istemek için meclisinde hazır bulunmuşlardı. Hz. Hatîce’yi babaları Huveylid yahut babası ile bir anneden kardeş olan Ömer b. Esed Hz. Peygamber’e vermiş nikahlamıştı. Mehri yirmi genç deve yahut on iki ukiyye (yedi miskal yahut kırk dirhem) altın idi. (Bugünün hesaplarına göre bu mehir pek de az değildir). Arapların itibarlılarından çok kimseler onunla nikahlanmayı arzu etmişlerdi. Bazıları bu niyetlerini kendilerine de söylemişlerdi. Nübüvvet gelmezden evvel Kasım, Abdullah isminde oğulları dünyaya gelmiş her ikisi de çocukken vefat etmişlerdi. Büyük oğlu Kasım olduğundan Resûlullah (s.a.s.) Ebû’l-Kasım diye künyelenmişti. Tayyib ve Tahir isminde iki oğlu daha olduğu söylense de bunların her ikisi ismi geçen Abdullah’ın lakapları olup üçünün bir kimse olduğu muhtemeldir. Kasım’dan sonra Abdullah’tan evvel Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Külsüm ve Fâtıma isminde dört kızı dünyaya teşrif etmişlerdir. Resûllerin Efendisi (s.a.s.) Cebrail (a.s.) görünmeye başladığında bu işten ilk olarak Hz. Hatîce’ye bahsetmişti. Hz. Hatîce (r. anhâ) bu hali kendi amcası Varaka b. Nevfel b. Esed’e anlattıklarında hakikate

vakıf olup ilk olarak kendisi imana gelmiştir. Kureyş kafirleri Hz. Peygamber’i yalanlayıp rencide ettiklerinde Hz. Hatîce daima ona teselli vermiş ve onu cesaretlendirmiş, bununla da kalmamış bütün malını, mülkünü bu yolda harcamıştır. Hz Hatîce (r. anhâ) Hz. Peygamber ile yaşadıklarından sonra hicretten üç yıl önce ve Ebû Talib b. Abdülmuttalib’ın vefatından üç gün sonra altmış beş yaşında Mekke-i Mükerreme’de vefat etmiştir. Hacun’da defnedilimiş olup kabr-i şerîflerine Resûl-i Ekrem Hazretleri kendisi inmişlerdi. O dönemde cenazelere namaz kılınmıyordu. Bu seneye Peygamberlerin Sultanı, Resûl-i Ekrem Hazretleri “Hüzün Yılı” yani üzüntü yılı demişlerdir. Çünkü Ebû Tâlib Hâşimoğulları arasında sevilen ve itaat edilen bir kimse olup Resûlullah’ı fazlasıyla sever ve onu eziyetlerden korumak için hiçbir fedakarlıktan geri durmazdı. Hz. Hatîce de birinci derecede hayırhah ve itaatli ve Resûl-i Ekrem Hazretlerini fevkalade muhabbet ile himaye eder, hatır-ı şerîflerini arar, en üzüntülü vakitlerinde onu teselli ederdi. Resûlullah (s.a.s.) ondan razıydı. Çok kadınla evliliğin hiç ayıp olmadığı bir memlekette Allah’ın Resûlü ikinci bir kadınla evlenmemiş, Hz. Hatîce’nin gönlünü kırmak istememişti. Belki her vakit Hz. Hatîce’yi medhü sena ederdi. Koyun kestikleri zaman bazı azalarını kesip onun dostlarına gönderirdi. Eğer dostlarından birisi huzuruna gelirse büyük iltifatlar ederdi. Zât-ı âlileri Hz. Peygamber tarafından yine yad edildiği bir zamanda Ümmü’l-Mü’minîn Hz. Âişe (r. anhâ), “Hatîce kadınlardan bir kadındı. Allah Teâlâ Hazretleri size ondan hayırlısını verdi.” demişti. Buna cevap olarak Hz. Peygamber, “Hayır ondan daha hayırlısını vermedi. Zira bütün halk beni yalanladıkları bir zamanda o bana yar oldu.” buyurmuşlardır. Buhârî-i Şerîf’te zikredilen “Bedü’l-Vahy” hadîs-i şerîfi

Mübarek zatlarından rivayet edilmiştir. Ümmü’l-Mü’minîn Hz. Âişe (r. anhâ) ikinci kere “Hatîce’yi kıskandığım kadar Resûlullah’ın hiçbir eşini kıskanmadım. Halbuki ben kendisini görmedim. Hz. Peygamber her zaman kendisini överdi ve her zaman ondan evladı olduğunu söylerdi.” demiştir. Peygamberlerin Fahri’nin (s.a.s.) İbrahim dışındaki çocuklarının tamamı Ümmü’l-Mü’minîn Hatîcetü’l-Kübrâ’dan dünyaya gelmiştir.

Samer Yayınları
Rızaeddin Fahreddin – Ahmet Acarlıoğlu