III. Selim’in Doğumu

Osmanlı Tarihi - Ottoman History

Osmanlı Devleti, III. Mustafa dönemine kadar gelen ve uzun bir süreden beri hem siyasal açıdan, hem de yenidünya düzenine ayak uydurmak adına gerçekleştirmeye çalıştığı yenilikler açısından ciddi anlamda problemler yaşamaktaydı. İmparatorluktaki bu problemler ve gittikçe daha da zor bir hale gelen çözüm bulma çabaları, toplum tarafından da açık bir şekilde hissedilmeye başlanmıştı. Padişahın problemlere yönelik çözüm önerileri halk için tatmin edici düzeyde değildi ve bu noktada toplum tabanında zaman zaman küçük çapta çatışmalar meydana gelmekteydi. Bir zaman sonra halk, tüm bu problemlerin ancak yeni bir padişah ve genç bir şehzade ile aşılabileceğine inanmaya başlamıştı.

Esasında, Osmanlı İmparatorluğunda halk, saadetini ve sefaletini padişahın karakteri ve düşünceleriyle ilgili görmeye alışmıştı. Ve halkın her alandaki bütün ümitlerinin kaynağı hükümdarda toplanırdı. Mevcut padişahın, Osmanlı Devletini birçok savaşın içine soktuğunu düşünen halk, artık yönünü veliaht olabilecek bir şehzadeye çevirmek istiyordu. Fakat problem şuydu ki payitahtta I. Mahmud ve III. Osman dönemlerinden itibaren yaklaşık kırk yıl boyunca erkek şehzade doğmamış ve bu durum artık yerini büyük bir endişeye sevk etmiş bulunuyordu. Nitekim Osmanlı Devleti’nin klasik dönemlerinde hükümdarın her şeyden önce bir erkek çocuğa sahip olması, hükümdar veya şehzade için sadece baba olmakla sınırlı kalmıyor, ayrıca kendi soyunun ve hanedanının devamını gösteren siyasi bir hüviyet de kazanıyordu. Dolayısıyla hanedanlıkta uzun bir süre erkek çocuğun doğmamış olması, aynı zamanda imparatorluğun da istikbalini tehlikeye düşürmüş olacaktı. Meydana gelen bütün olumsuz ve karamsar düşünceler kısa bir zaman sonra III. Selim’in doğmasıyla yerini sevince bıraktı.

Selim’in doğumunun, 1725’ten beri hiçbir prens doğmadığından tesadüfi bir olay olarak görüldüğünü söyleyen bazı araştırmacıların, III. Mustafa’nın nücum ilmine olan inancını göz ardı ettiğini düşünebiliriz. Nitekim III. Mustafa’nın bizzat kendisi nücum ilmini bildiği için, eşi ile olan münasebetinde uygun olan eşref saatini tayin etmede güçlük çekmemiş olması ve eşinin hamile olduğu zamanı müneccimbaşıya söyleyerek konu ile ilgili bir takvim tutmasını istemesi bunun tesadüfi olmadığının bir göstergesidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda bir şehzadenin doğumu olayı oldukça önemli bir durumdu. Çünkü bu şehzade, hem Hanedanın devamını sağlayacak hem de devletin müstakbel hükümdarı olacaktı. Bundan dolayı onun doğumu adına, imparatorluğun en kalabalık yerlerinden en ücra köşelerine kadar günlerce bayram yapılması bir devlet geleneğiydi. Buna göre Osmanlı Sarayı’nda şehzadelerin doğumları bir hattı hümayunla sadrazama bildirilir, ardından sadrazam ve diğer yüksek devlet erkânı saraya giderek padişahı tebrik eder ve bu doğum, mahkeme sicillerine kayıt olunurdu. Yeni doğan erkek bebek için yedi, kız bebek için üç top atışı yapılırken, atışlar günde beş defa tekrarlanırdı.

Osmanlı tarihinde padişah çocuklarının doğumları, ilk dönemlerde padişahlar henüz kendi sancak valiliklerindeyken gerçekleşiyor ve bu durumda doğumlar başkentte fazla ilgi görmüyordu. Bunun en önemli sebebi ise, ilk dönemlerde tahta geçiş kurallarında padişahın erkek torunlarının tahta geçebilme hakkının bulunmamasıydı. Fakat kafes uygulamasının başlamasıyla birlikte, bir padişah tahta geçene kadar çocuk sahibi olamıyor ve tüm çocukları başkentte dünyaya geliyordu. Bundan dolayı bu doğumlar, on yedinci yüzyıldan sonra, Velâdeti Hümâyun denilen büyük halk şenlikleri şeklinde kutlanmaya başlanmıştır.

Selim’in doğumuna geldiğimizde ise, kendisi, Osmanlı Hanedanlığında çok uzun yıllardan beri beklenen ve imparatorluğun içinde bulunduğu zor durumu düzeltebilecek bir şehzade olarak düşünüldüğünden dolayı, onun da doğumu, günler süren şenliklerle kutlanmıştır. Doğumdan sonra münadiler, İmparatorluğun dört bir tarafına dağılmış, bu haberi halka yayarak padişahın yedi gün yedi gece donanma yapılmasına ek olarak bir de üç gece deniz donanması yapılmasına yönelik fermanını okumuşlardır. Böylece halk, Osmanlı İmparatorluğunun başına gelen talihsiz olaylardan kurtulacağını düşünmeye başlamış ve bu doğumla işlerin düzeleceğine inanmıştır.

Tuğba Günçe

SAMER