İslam anlaşılması zor bir din midir? İslam belirsiz bir din midir? İslamı ve kuranı anlamak zor mudur?

islam hatip hadi kadın eş peygamber

İslam anlaşılmaz, ilkesiz, belirsiz ya da sadece bazı kişilerin anlayabileceği bir din değildir. İnsanların kişisel anlayış ve kabullerine, örf, adet ve geleneklerine göre şekillendirebileceği bir inanç değildir. İslam, herkesin kafasına göre yaşayacağı bir din değildir. Bu dinin ilahi vahiy kaynağı vardır; o da yalnız Kuran’dır. Müslümanlar dini anlayış ve kabullerinde Kuran’a bağı kalmalıdır. Ancak bu şekilde Peygamberimiz örnek alınabilir ve izlediği yoldan gidilebilir.

İslam’ı anlaşılmaz, ilkesiz ve yaşanılmaz kılan biziz. Oysa Allah din konusunda bize zorluk çıkarmamış, aklımıza ve yaratılışımıza uygun, hayatımızı anlamlı ve değerli kılan bir din göndermiştir: Allah uğrunda O’na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim’in dinini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap’ta da “Müslümanlar/Allah’a teslim olanlar” diye adlandırdı ki, Elçi sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O’dur sizin Mevlâ’nız. O ne güzel koruyup kurtarıcı ve ne güzel yardımcıdır O! (Hac 78)

Müslümanlar için din adına şüphesiz kabul edilecek tek ve ortak bilgi kaynağı Kuranı Kerim’dir. Peki, Müslümanlar olarak Kuran’ın hayatımızdaki yeri nedir? Kuran nasıl bir kitaptır ve gönderiliş amacı nedir? Ayetlerinden hareketle bakalım:

Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (Hadid 9)

Ayetten de görüldüğü gibi Kuran, insanları karanlıklardan aydınlığa yani Allah’ın insan yaratılışına uygun olarak belirlediği dosdoğru yola çıkarmak için gönderilmiştir. Kuran, Allah’ın insanlara olan şefkat ve merhameti ile mübarek yani hayır ve bereket dolu bir kitap olarak, ayetleri üzerine gerektiği gibi düşünülsün ve aklını kullananlar için bir öğüt ve ibret olsun diye indirilmiştir: Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik. (Sad 29)

Ayetlerine baktığımızda, Kuran’ın nasıl bir kitap olduğuyla ilgili birçok tarif ile karşılaşırız. Esasen tüm bunlar ve benzerleri Kuran’ın nasıl bir kitap olduğuna dair nitelikleridir. Kuran doğruya ulaştıran rehberimiz (huda), yolumuzu aydınlatan ışığımız (nur), hayatımıza canlılık kazandıran (ruh), doğruyu yanlıştan ayıran ölçümüz (furkan), gerçeği getiren ve temsil eden (hakk), ayrılık ve anlaşmazlık içinde kalanlara bir delil (ilim), insanlığın tamamı için bir mucize (ayet), manevi hastalık ve aksaklıklarımızı gideren (şifa), Allah yolunda ve zorluklara karşı mücadele etmek için bir müjde (büşra), okunsun anlaşılsın diye kolaylaştırılmış, apaçık kılınmış kitap (mübin), din adına gerekli olan her şeyi detaylı bir şekilde açıklayan bir yasa (mufassal), apaçık ifadeler ile beyan eden kitap (tıbyan), düşünenler için bir bilgelik kaynağı (hikmet), gerçeği belirleyen bir kanıt (beyyine), insanlar arasında adaleti sağlayan evrensel bir yasa (hüküm), inananları, dosdoğru yol üzerinde birleştiren Allah’ın yeryüzündeki ipi (hablullah), insanlara kıyamete kadar yol gösterecek olan önder (imam), öğüt verici ve hatırlatıcı öğretmenimizdir (zikir).104

Aynı zamanda Kuran, her türlü insani görüş ve kabulün ötesinde doğrudan Allah’tan gelen, en doğru ve en kalıcı olana kılavuzluk eden bir müjde olmak üzere gönderilmiştir: Şüpheniz olmasın ki bu Kuran en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve inananlara şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük bir ödül vardır. (İsra 9)

Kuran, insanlar için düşündürücü bir öğüt ve uyarıdır. Muhatabı doğrudan insandır. Hedefi, insanı gerçekler ile yüzleştirmek, en doğru ve güzel olanı bütün açıklığı ile gözler önüne sermektir: Andolsun, biz bu Kuran’da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler. (Zümer 27)

Birçok insan Kuran’ın anlaşılmaz ve zor bir metin olduğunu sanarak yanılır. Oysa Kuran ayetlerin açık beyanı ile insanlar öğüt ve ibret alsın diye kolay kılınmıştır: Yemin olsun ki, biz, Kuran’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 17)

Geleneksel din anlayışına sahip kişi ve çevreler, Kuran dışı kaynakların Kuran’ı açıkladığını ve daha anlaşılır kıldığını iddia etmektedirler. Oysa Kuran ayetleri başkalarının açıklamalarına gerek duyulmayacak şekilde bizzat Allah tarafından detaylı bir biçimde açıklanmıştır: (Bu) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ‘birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış’ (fussilet) bir Kitap’tır. (Hud 1).

Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. (En’am 115)

Kuran ayetlerinde “Ey insanlar!” ve “Ey inananlar!” şeklinde hitaplar ile karşılaşılır. Aynı zamanda Kuran, insanlar gerçeği görsün ve böylelikle düşünüp öğüt alsınlar diye kolay kılınmış ve dini konuda gerekli olan her türlü detayı içeren bir vahiy olarak indirilmiştir. Kuran, inanan inanmayan herkesin anlayabileceği bir açıklıkta ve özelliktedir. Demek ki vahyi anlamak için insan, uygulamak için de inanan olmak yeterlidir.

Kuran, en güzel şekilde okunsun, anlaşılsın ve yaşansın diye indirilmiştir. Kuran’daki hükümler apaçık ve son derece nettir. Kuran, her seviyeden insanın okuduğunda ya da duyduğunda garipsemeyeceği ve fıtratı ile çatışma yaşamayacağı bilgiler içerir. Dolayısıyla Kuran’ı anlamak zor değildir. Zor olan, Kuran’ın anlaşılmayacak olduğunu iddia eden birini anlamaktır. Bir kişi anlamak üzere çaba ve emek göstermesine rağmen yine de bazı şeyleri anlamamışsa ve anlayamadığı yerler olduğu kanaatine varmışsa bu belki kendi içinde kabul edilebilir bir şey olabilir. Daha fazla emek ve vakit vererek anlaşılmaz olduğunu düşündüğü yerler zamanla anlaşılır hale gelebilir. Ancak Kuran’ı anlamak üzere hiç okumamasına rağmen Kuran’ın anlaşılmaz olduğunu iddia eden ya da bu tür iddiaları kabul edip benimseyen kişileri anlamak mümkün değildir. Kuran, hesap günü sorumlu tutulacağımız ilahi hitap; başka kitaplardan değil sadece kendisinden sorulacağımız son ilahi kitaptır. Anlaşılmayan bir şeyin sorumluluğu olmaz. Allah tarafından sorumlu tutulduğumuz şeyin anlaşılır olması gerekir.

Bir insana, istediği bir şeyi yapmasının ya da öğrenmesinin zor olduğu söylense de şayet gerçekten o şeyi yapmak ya da öğrenmek istiyorsa bir şekilde ne yapıp edip o şeyi yapar ve öğrenir. Araba kullanmayı öğrenmeyi çok isteyen bir insana bunun kendisi için zor olduğu ve trafiğin zorlu şartlarına uyum sağlayamayacağı ya da ehliyet sınavlarının son derece zorlaştırıldığı söylense, kolay kolay kimse “Peki ben hiç araba kullanmayı öğrenmeyeyim hep başkalarının kullandığı arabaya bineyim” demeyecektir. Ancak konu din olunca; “Sen anlamazsın” ya da “Sana zor gelir” denildiğinde çoğu kimse itiraz etmeden buna inanıp durumu kabullenmekte ve din ile ilgili bilgilerini başkaları üzerinden öğrenmektedir.

Kuran, Allah’tan gelen ilahi bildirimleri içerir. Söz konusu bildirimler, din adına ihtiyaç duyulan tüm bilgileri içerir. Kuran’ın her konuyu açıklamak gibi bir amacı yoktur. Ancak Kuran, din adına gerekli olan ve açıklanması gereken her şeyi eksiksiz bir biçimde açıklayarak insanların kendi arzu ve kabulleri üzerinden yapacakları açıklamaların kapısını kapatmıştır: Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde toplanıp bir araya getirilirler. (En’am 38)

Ayetler bize açıkça hem bu dünyada hem de ahirette sorumlu kılındığımız dini içeriğin sadece Kuran olduğunu bildirmekte ve Kuran dışı kaynakları din edinmememiz noktasında bizlere uyarıda bulunmaktadır: Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız. (Zuhruf 44)

Kuran dışı kaynaklar ya da geçmiş dönemde yaşamış insanların dini konulardaki görüş ve anlayışları pekâlâ okunup araştırılabilir ve bu konulara tarihsel açıdan da ilgi duyan insanlar, kimin hangi konuda ne dediğine bakabilirler. Bu durum gayet doğaldır. Ancak geçmişte yaşamış kişilerin görüşlerinin tamamının da doğru olduğu ve hatta geçmiş dönemdeki şartlar göz önünde bulundurulmadan tüm görüşlerin bugüne taşınması gerektiği iddiası doğru olamadığı için kabul edilebilir değildir.

İnsanlar yanılabilir ki çoğu konuda yanılmışlardır. Farklı görüş ve anlayışlar ortaya atılabilir ki çoğu konuda ayrılıklar yaşanmış ve Kuran’ın özünden uzaklaşılmıştır. Demek ki önemli olan insanların ne dediğine ve ne anladıklarına değil Kuran’ın ne dediğine bakmaktır. Maalesef Müslümanların önemli bir çoğunluğu Kuran’ın ne dediğine bakmadan insanların dediklerine, yazıp çizdiklerine bakmakta, bu kargaşa içinde Kuran’ın ne dediğine bakmaya fırsat dahi bulamamaktadır.

Başkalarının inanç ve kabulleri ile Allah’a hesap verilemez. Allah sorumluluk alanımızı belirlemiştir ki bu da Kuran’dır; başka değildir. Başkalarının görüşleri hele ki dine uygun olmayan ve insanı saptıran türden bir görüş ise hesap günü kişiyi hayal kırıklığına uğratabilir ve derin bir pişmanlık duymasına sebep olabilir. Böylesi bir din anlayışına sahip olan kişi, kendi eliyle kendini felakete sürükleyebilir. Allah’ın Kitabı’nı esas alan ki böylece Peygamberimizin biricik yolunu takip eden kişi için şayet kitaba uygun yaşamış ve Allah’ın ilke ve sınırlarına uygun şekilde erdemli davranmışsa hesap günü sevinç, mutluluk ve güven var demektir. İşte o gün, yüzü aydın olur böylesi bir din anlayışına sahip olan kişinin.

Kuran sadece, Peygamberimiz döneminde yaşayanlar ya da sonradan gelen ilk nesiller için indirilmiş bir vahiy değildir. Kuran tüm insanlığa ve tüm dönemlere indirilmiştir. Dolayısıyla hangi dönemde yaşadığına bakılmaksızın her insan Kuran vahyinin muhatabıdır. Kuran’a inanıyorsa şayet onu en güzel şekilde okuyup anlamalı ve hayatına taşımalıdır. Allah Kuran’ı, ilk nesiller anlasın, sonradan gelenler de onlardan öğrenip anlasın diye indirmemiştir. Bunu iddia etmek, “Allah’ın ilk nesillerdeki insanlara söylediği bir şeyler var ama bize ve gelecek nesillere söylediği bir şey yok” demek anlamına gelir. Allah Kuran’ı sadece bir grup insan ya da âlim kabul edilen kişiler için de indirmemiştir. Müslümanlar dinlerini âlim kabul edilen kişilerden ya da mezheplerden değil Allah’ın Kitabı olan Kuran’dan öğrenmelidir. Ahirette kitaplarını okuduğumuz âlimlerin ya da takip ettiğimiz mezheplerin görüş ve anlayışlarından değil, Allah’ın Kitabı Kuran’dan sorumlu olacak ve yine Kuran’dan hesaba çekileceğiz.

Kuran ayetleri Peygamberimize: Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum (Enbiya 45) bildirimini yaptırmasına rağmen birçok Müslüman din adına vahyin kendilerine yetmeyeceğine inanmaktadır. Üstelik Kuran’da Peygamberimizin hesap günü Kuran’ı terkedilmiş, dışlanmış bir kitap haline getirmeleri sebebiyle ümmetinden şikâyetçi olacağına dair bir ayet bulunmaktadır: Ve elçi dedi ki: Rabbim gerçekten benim toplumum, bu Kuran’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar. (Furkan 30)

Bu ayet, Kuran elimizin altında olmasına rağmen ondan istifade etmediğimizi, onu yok saydığımızı, varlık içinde yokluk çektiğimizi söylemektedir. Dikkat ederseniz Peygamberimiz “Benim sünnetimi, benim sözlerimi terk ettiler” demiyor. “Kuran’ı terk ettiler” diyor. Zaten dini konularda Peygamberimizin Kuran dışında bir sözü ve Kuran’ın uygulanması dışında dini bir sünneti olması mümkün değildir. Âlemlere rahmet kılınan Peygamberimizin tek yolu Allah’ın ona vahyetmiş olduğu Kuran yoludur: Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim. De ki: Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Yunus 1516)

Yine geleneksel anlayışa sahip bazı kişi ve çevreler din adına sadece Kuran esas alındığında bazı konuların çözümü için Kuran’ın tek başına yeterli olamayacağını ve bu konuda Kuran dışı rivayetlere ihtiyaç olduğunu iddia etmekte hatta iddialarını desteklemek üzere örnekler getirmektedirler. Oysa Allah açık bir biçimde sormaktadır Kuran’da: Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Ankebut 51)

Bu konuda daha onlarca ayet örnek olarak verilebilir ancak doğası bozulmamış insan aklı ve vicdanı için örnek verilen bu ayetlerin meselenin anlaşılması açısından yeterli olması gerekir. İslam’ı doğru anlayabilmek için Kuran’a, Kuran’ın ortaya koymuş olduğu açıdan bakmaktan başka çaremiz olmadığını anlamamız gerekir: “İslam’ı doğru anlayabilmek için, Kuran’a, Kuran’ın istediği perspektiften bakmayı öğrenmemiz lazımdır. Allah kelamı olan Kuran, anlaşılmak için indirilmiştir. Kuran’ı anlamaya çalışmanın hiçbir ön koşulu yoktur. Her insan yeteneklerine, bilgi birikimine, ilgi yoğunluğuna bağlı olarak anlamaya çalışır Kuran’ı. Kuran’ın her türlü yorumu beşerîdir. Ebû Hanîfe’nin ifadesiyle: Tenzil’in inkârı söz konusu olmadığı müddetçe, tevil’in inkârı küfrü gerektirmez.”105 Yani Allah tarafından indirilmiş olan Kuran, inkâr edilmediği müddetçe, Kuran üzerine yapılan bir yorumun kabul edilmemesi kişiyi inkâra sürüklemez.

Kuran’ın âlemlere rahmet mesajını, Hz. Peygamberin âlemlere rahmet örnekliğini, aklı, özgür düşünceyi, insani ve ahlaki değerleri, bilimi, felsefeyi, artı değer üretmeyi öyle bir terk ettik ve öyle bir yozlaştırdık ki bir milyar altı yüz milyon civarındaki Müslüman âlemi perişanlık, bilgisizlik, görgüsüzlük, dini, insani ve ahlaki değerlerden yoksunluk içinde ölümü beklenen bir hasta gibi varlık mücadelesi vermekte.

Kuran’daki bunca açık beyan ve uyarıya rağmen Müslümanlar olarak kendimizle yüzleşmek, gerçeğin peşinden gitmek ve öze dönmek yerine içinde bulunduğumuz içler acısı durumun faturasını başkalarına çıkararak üzerimizdeki sorumluluktan kurtulacağımızı zannediyoruz. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu sözleri durumumuzu özetliyor gibi: “Çünkü biz bilmiyoruz dini. Evet, bilseydik, mümkün değil, gösteremezdik bu kadar sersemlik. “Böyle gördük dedemizden!” diye diye çöken, yok olan bir sürü milletlerin durumu neden. İbret olmaz bize, her gün ezbere okuduğumuz halde! Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde? Lafzı muhkem (apaçık) yalnız, anlaşılan, Kuran’ın: Çünkü hiçbirimiz üzerinde durmuyoruz, mananın: Ya açar Kuranı Kerim’in, bakarız yaprağına, ya da üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir hele Kuran bunu hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!”