İslam bölücü bir din midir? İslam ayrımcı bir din midir? İslam kargaşa ve savaş sebebi midir?

rüya tabir islam şart din diyanet

İnsanların bir kısmının yaşamları içinde dine gereken önemi vermiyor ya da dini gereksiz bir olgu olarak değerlendiriyor olmalarına bahane olarak ileri sürdükleri iddiaların başında “Dinin savaş ve kargaşa sebebi olduğu” yanılgısı gelmektedir. Bu sebeple kimi zaman “Ben dinle pek ilgilenmem ama Allah’a inanırım” diyen kişilerle karşılaşırsınız. Dinlerin yeryüzündeki fesat ve kargaşanın sebebi olduğu iddialarının tam anlamıyla olaya tek taraflı bakılmasından kaynaklandığını söylemek mümkündür.

Allah’tan gelen bir dinin, haksız yere öldürmeyi, çalıp çırpmayı, adaletsizliği, hak ve hukuktan uzaklaşmayı tavsiye etmesi mümkün değildir. Allah’tan gelen vahiyler, insanların ortak noktalarda buluşup barış içinde yaşamaları ve hem bu dünyaları hem de ahiretleri için de gerekli olan şeyleri öğrenmeleri için çeşitli bildirimlerde bulunmuşlardır. Ancak insanoğlunun bozguncu yönünün bu gerçeği unuttuğu ve inançlarını kendi istek ve tutkuları doğrultusunda kullanarak özünden uzaklaşmasına sebep olduğu da bir gerçektir. Bu sebeple herhangi bir kişi ya da toplumun yapmış olduğu bir hata, haksızlık yahut zulmün mensubu olduğu dine fatura edilmesi doğru değildir.

İnsanlık tarihi boyunca işlenen suçların, zulüm ve baskıların din temelli olduğunun iddia edilmesi de gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bu durum, dinin özünden değil o dine mensubiyeti bulunan insanların bozukluklarından ve dini yanlış yorumlamalarından kaynaklanmaktadır. Hiçbir dini metnin, insan müdahalesinden korunmuş orijinal haliyle: “Yıkın, yağmalayın, bozgunculuk yapın, haksız yere cana kıyın ya da fitnefesat çıkartın” şeklinde emirlerde bulunacağı düşünülemez. Tarih boyunca bazı insanların dini, nefsî arzularına âlet etmeleri her din mensubunun zalim ve bozguncu olduğu anlamına gelmez. Aksine dünya tarihi boyunca dinin insanlığı medenî bir şekilde birliktelik içinde yaşamaya sevk ettiği görülür. Bununla birlikte dinin savaş ve kargaşa sebebi olduğunu iddia eden kimi çevrelerin örneğin Stalin’in yaptıklarına bakarak komünizmi suçlamadıklarını görürsünüz. Bu ise söz konusu kişi ve çevrelerin meselelere yönelik olarak çifte standart uyguladıklarını göstermektedir.

Kuran ayetleri, gerek ferdi gerekse toplumsal manada eşsiz bir ahlaki sistem koyar ortaya. Kuranı Kerim, dini, ahlaki, sosyal ve beşeri ayetleri ile tüm insanlığa rahmet ve kılavuz olarak gönderilmiştir. Ortaya koymuş olduğu değerleri ile akıl, mantık ve insan yaratılışıyla müthiş bir uyum içindedir. Şüphesiz bunun en büyük sebebi Kuran’ın her şeyin yaratıcısı Allah tarafından bildirildiği haliyle korunmuş olmasıdır. Kuran, birbirinden çok farklı konulara temas etmesine rağmen kendi içindeki eşsiz tutarlılığı sebebiyle mucizevî bir şekilde insanı kendine hayran bırakır. Kuran ayetleri en zor konularda dahi getirmiş olduğu sade anlatım ve açıklamalarıyla her seviyeden insana hitap edebilmekte ve bu sayede insanlığa bir hidayet rehberi ve kılavuz olabilmektedir.

Kuran günümüzden 1400 yıl gibi bir süre önce insanlığa bir rehber olmak ve kıyamete kadar hüküm sürmek üzere gönderilmesine rağmen her dönemde mevcut çağın ilerisinde olmuş, temas ettiği noktalarda ise daima haklı çıkmıştır. Tarih boyunca çeşitli din ve kültürlerde mevcut bulunan gerek evren gerekse en küçüğünden en büyüğüne kadar canlılar ile ilgili inanç ve iddialar göz önünde bulundurulduğunda, Kuran’ın önem ve değeri daha da iyi anlaşılmakta ve tarihsel süreç içindeki bu haklılığı da Kuran’ın insan sözü olamayacağının önemli bir kanıtı olmaktadır. Dinin yeryüzünde fitne ve kargaşa sebebi olduğunu, insani ve ahlaki değerleri hiçe saydığını iddia edenler için Kuran’da yer alan temel ahlaki ve insani değerlere yönelik buyrukları hatırlamak bu gibi asılsız iddia sahipleri için yeterli bir cevap olacaktır.

Tarihte dinsel ve mezhepsel bazı savaş ve anlaşmazlıkların yaşanmış olduğu bir gerçek olmakla birlikte esasen insanlık tarihindeki pek çok savaşın dinsel içerikli ya da mezhepsel anlaşmazlıklardan kaynaklandığının iddia edilmesi gerçeği yansıtmamaktadır. Pek çok savaşın dinden ziyade toplumların çoğalıp yayılmaları, yeni yerler keşfedip zenginleşmeleri ve sömürgecilik gibi nedenlerden kaynaklandığı görülür. Makedonyalı İskender’in ordusuyla Hindistan’a kadar gitmesi de, Roma İmparatorluğu’nun geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurması da, Cengiz Han ve oğullarının Avrupa’ya kadar dayanarak karşısına çıkan her yeri yıkıp yağmalaması da, dinsel nedenlerden kaynaklanmamıştır. Hatta Haçlı Seferleri olarak bilinen ve Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında gerçekleşen çeşitli savaşların da dinsel nedenlerden çok, siyasî ve ekonomik nedenlere dayandığı bilinmektedir. Tarihte pek çok medeniyetin savaşlar sonucu yıkıldığı ve yine savaşlar sonucu kurulduğu görülebilir. Dünya tarihindeki en kanlı olayların yaşandığı ve en fazla insanın hayatını kaybettiği I. ve II. Dünya savaşları da tamamen siyasî sebeplerden kaynaklanmıştı. I.ve II. Dünya Savaşlarıyla ilgili bazı verileri incelediğinizde örneğin 1914’te Britanya ordusunda görevli olan 25 yaşın altındaki Oxford ve Cambridge öğrencilerinin dörtte birinin öldüğünü görebilirsiniz. Yine sadece Batı Cephesinde Fransızlar 1.6 milyon, İngilizler 800.000, Almanlar 1.8 milyon, Amerikalılar 116.000 kayıp vermişlerdi. Bununla birlikte savaş yöntemleri de son derece acımasızdı. İki savaşta da zehirli gazlar kullanıldı. I. Dünya Savaşında Almanlar bu yönteme başvurmuşlardı. İtalyanlar da II. Dünya Savaşında sömürgelerine karşı bu barbar silahı kullandılar.210 İkinci dünya savaşında birincisinin aksine üniformalı askerler kadar siviller de öldürüldü. Almanya’daki 5.7 milyon Rus savaş tutsağının 3.3 milyonu öldü. 1959’a gelindiğinde bile Rusya’da her 4 erkeğe karşılık 35 ile 50 yaş arasında 7 kadın vardı.211

Charles Phillips ve Alan Axelrod tarafından hazırlanan Encyclopedia of Wars (Savaşların Ansiklopedisi) isimli kapsamlı çalışmada 1763 savaş listelenmiştir. Araştırmacıların ulaştıkları sonuç neticesinde söz konusu 1763 savaştan sadece 123 tanesinin dini sebeplerle ilgili olarak sınıflandırılabileceği ortaya çıkmıştır.212 Dini sebeplere dayalı olarak sınıflandırılabilecek 123 savaşın, listelenen 1763 savaşın %7’den azına, söz konusu savaşlarda öldürülen insan sayısının ise savaşlarda öldürülen insan sayısının %2’sinden azına karşılık geldiği görülmüştür. Örneğin Haçlı Savaşları’nda 1 ila 3 milyon civarı insanın trajik bir şekilde can verdiği, yaklaşık 3000 kişinin Engizisyon mahkemelerince ölüm cezasına çarptırıldıkları yerde sadece 1. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 35 milyon asker ve sivilin anlamsız ve din dışı sebeplerle can verdiği görülmüştür.

Bununla birlikte örneğin Napolyon’un Seferleri, Amerikan ve Fransız Devrimleri, Amerikan İç Savaşı, 1. Dünya Savaşı, Rus Devrimi, 2. Dünya Savaşı ve Kore Vietnam Çatışması gibi pek çok modern savaşın da dini sebeplere dayanmadıkları tespit edilmiştir. Yine yalnız 20. yüzyılda 160 milyon sivil soykırıma uğramış, yaklaşık 100 milyon civarı insan da komünist Rusya ve Çin yönetimleri tarafından öldürülmüştür.

Bazı araştırmacıların da dikkat çektiği gibi esasen I. Dünya Savaşı ile birlikte milyonlarca insan daha önce hiç bu kadar farkına varmadıkları ölçüde insan davranışlarının akıl dışı yönlerinin farkına varmışlar,214 aynı zamanda dinî ve ahlâkî hassasiyetin gözetilmemesi durumunda insanın ne denli yıkıcı ve yok edici olabildiği gerçeğine tanık olmuşlardır. Bu yüzden her ne kadar bazı kişiler geleneksel dinleri savaşların asıl nedeni olarak göstermeye çalışarak dini hakikatleri görmezden gelmeye ve dini yükümlülükten kurtulmaya çalışsalar da bunun gerçeği yansıtmaktan çok uzak olduğu rahatlıkla görülebilir. Üstelik bu savaşların ironik bir şekilde insanların “dini bir kenara bırakıp aydınlandıkları” bir dönemde gerçekleşmiş olmasının da dikkatten kaçırılmaması gerekir.

Ünlü ateist Hitchens dinlerin zararlarını anlatırken Saddam Hüseyin örneğini verir. Onu İslâm dinini zararlarına kanıt olarak gösterir. Peki, Saddam Hüseyin deyince bizim aklımıza ne gelir? Muhtemelen elinde bir kalaşnikofla Amerika’ya meydan okuyan bir mücahit fikri canlanır zihnimizde. Körfez savaşında dine bol bol referans veren, Allah’ın izniyle “kâfir Amerika’yı” dize getiren bir adam olarak hatırlanır Saddam Hüseyin. Oysa biraz tarihe gidildiğinde resmi daha net görmek mümkündür. Saddam’ın partisi Baas sosyalist eğilimlere sahip seküler bir partidir. En başından beri böyledir. Kurucusu ve Saddam’dan önceki lideri Michel Aflaq da Hıristiyan’dır. Saddam İran Irak savaşında İran’ın İslâmcı olduğunu kendisinin ise seküler olduğunu söylemişti. Peki, Saddam İslami referanslara nasıl sarılmıştır? Körfez savaşında Amerika’ya karşı savaşırken birden Saddam’ın namaz kılan fotoğrafları ortaya çıktı. Bayrağa Allahu Ekber yazısı eklendi. Hatta kendi kanıyla bir Kuran yazılması talimatı verdi. Dikkat edin bu dönemde Saddam Irak içinde bir bütünleşme sağlamak istiyordu ve bunu dini istismar ederek yaptı. Şimdi bu örneği din savaşı olarak görmek ne kadar mantıklı? Üstelik Amerika’nın Ortadoğu politikasının altında yatanları bilirken. Bu örnek dinin zaman zaman savaşlar için kullanılabildiğini gösterir ancak dinin savaşa yol açacağını göstermez. Çoğunlukla maddi çıkarlar ve ülkeler arasındaki hırslar dini savaşlar olarak sunulur.

William T. Cavanaugh’un, The Myth of Religious Violence (Dini Şiddet Miti) isimli eseri de bu konuda önemlidir. Söz konusu çalışmada din savaşlarına örnek gösterilen savaşların aslında ne kadar dini olduğu tartışılır. Örneğin 16. ve yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan savaşlar çoğunlukla Katoliklerle Protestanlar arasındaki savaşa örnek olarak sunulur ve din savaşı olarak betimlenir. Oysa tarihin detayına inince bu iddia hayli şüpheli hale gelir. Örneğin bu dönemde Katolik Fransa ile Katolik kral tarafından yönetilen Kutsal Roma İmparatorluğu savaşmış, Fransa’nın yardımına Müslüman Osmanlı Kuranı Kerim açısından kabul edilebilecek tek savaş sebebi meşru müdafaanın gerekli olduğu durumlardır. Bunun dışında savaşın değil aksine barışın esas alınması hem bireyler hem de toplumlar arasında kardeşlik ruhunun tesis edilmesi tavsiye edilir. Ancak tarih boyunca siyasetin, güç, iktidar ve dünyevi çıkarların anlamından ve amacından saptırdığı pek çok kavramdan biri de hiç şüphesiz ‘Cihad’ kavramıdır.

Bununla birlikte günümüzde barış dini İslâm’ı tam anlamıyla korku ve terör dinine dönüştüren ve haksız yere katliamlar yapan hatta iktidar ve dünyevi çıkarlar uğruna çoğunlukla Müslümanları öldüren “Müslümanlar” olduğu gibi bunu fırsat bilerek tüm dünyada bir İslâm korkusu oluşturmaya çalışan ve sadece kötü örnekleri esas alan ülkeler ve çevreler de bulunmaktadır. Gerçek inananlara düşen ise İslâm ile mensuplarının farkını en güzel şekilde anlatmak ve Kuran ayetlerine uygun örnek birer Müslüman olmaktır. yetişmiştir. Dikkat edin Katolikler savaşıyor yardıma Müslümanlar geliyor. Yine bazı Protestan prensler Katolik Kral V. Charles’ı destekler. Kime karşı? Protestanlara karşı. Kardinal Richelieu Fransa’daki Protestanlara karşı Protestan Hollandalılardan yardım alır. Yine din savaşı diye anılan dönemde Fransa’da Katolik barona karşı Katolik ve Kalvinist köylüler beraber savaşır. Tüm bu örnekler din savaşlarının bile tümüyle din savaşı olmadıklarının kanıtlarıdır.