İslam çağın gerisinde mi? İslam belirli bir döneme mi ait? İslam dini çağ dışı mı?

cami sanat musuki cemaat

İslam dini, aklımıza ve yaratılışımıza uygun ilkeler içeren bir sistem olarak tarihin belirli bir dönemi için ya da indiği dönemin şartlarına göre gelmiş bir din değildir. İslam’ın sahip olduğu üstün değerler, insanlık var oldu olalı geçerli ve gerekli olduğu gibi insanlık var oldukça da geçerliliğini ve gerekliliğini koruyacak ve her zaman güncel kalacak ilkelere dayalıdır. İslam bir moda ya da heves değildir. Bu yüzden işlevselliği ve etkisi zamanla geçecek ya da ortadan kalkacak bir inanç değildir. İslam’ın son vahyi olan Kuran’ın bir dönemde indiği ve indiği dönem ile ilgili sorunlara da çözümler ürettiği bir gerçek olmakla birlikte, Kuran sadece indirildiği dönem için gönderilmiş bir vahiy değildir. Kuran’ın hükümleri ve ilkeleri indiği dönemde geçerli olduğu gibi o dönemden sonra da günümüzde de gelecekte de geçerli olacak hüküm ve ilkelerdir. İslam’ın kendisi ile İslam adına üretilen dini kültürü birbirinden ayırmak gerekir. İslam’ın kendisi yani en son olarak Kuranı Kerim ile ortaya konulan din, her zaman ve her dönemde geçerli olacak olan dindir. Dinin kültürü genellikle tarihin belirli dönemlerindeki etkileşimler, inanç ve kabuller üzerinden şekillenir. Dini kültürde değişim normaldir ama dinin kendisinde değişim söz konusu değildir. Allah’ın hükmü her zaman ve herkes için aynı şekilde geçerlidir.

Kuran vahyi son vahiydir ve kıyamete kadar başka bir vahiy de Allah tarafından görevlendirilmiş bir resul ya da nebi de gelmeyecektir. Dolayısıyla Müslüman olduğunu ifade eden herkesin kıyamete kadar uyması ve koruması gereken şey, son vahiy olan Kuran’dır: İşte bu (Kuran) da indirdiğimiz mübarek Kitaptır. O’na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin! “Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik.” demeyesiniz. Yahut: “Eğer bize Kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk.” demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. (En’am 155157). Çünkü yine ayetlerin uyarısı ile Kuran, hesap günü sorumlu tutulacağımız kitaptır: Sen, sana vahyedilene (Kuran’a) sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın. Ve şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir hatırlatıcıdır. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf 4344)

Kuran’ın hükmünün ortadan kalkması da değiştirilmesi de söz konusu değildir. Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim. De ki: Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Yunus 1516)

Din, Allah’ın en büyük nimetidir ve insanlara gerçeği hatırlatmak, erdemli, duyarlı ve sorumluluk bilinci ile harekete etmelerini sağlamak için vardır ve bizzat Allah tarafından indirilip tamamlanmıştır: Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım; sizin için din olarak İslam’ı/Allah’a teslimiyet yolunu benimsedim. (Maide 3). Kuran’ın hükmünün ortadan kalkması mümkün olmadığı gibi kıyamete kadar geçerli olacak son vahiy olarak insanlara yetersiz gelmesi de mümkün değildir. Rabbimiz soruyor kitabında: Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. (Ankebut 51)

Dolayısıyla Kuran ayetlerinin hükmünün kalkması, günümüze hitap etmemesi ya da çağın gerisinde kalması gibi şeyler, söz konusu dahi edilmezler. Allah, hükmünü kaldıracağı bir ayeti göndermez. Önceki peygamberlerin beraberlerinde getirdikleri hükümlerden bir hükmün ortadan kaldırıldığı düşünülse bile bu ayetin Kuran’da yeri olmaz. Kuran, Peygamberimize şu şekilde uyarıda bulunur: Rabbinin kitabından sana indirilenleri izle ve ilet! O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O’nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın. (Kehf 27). Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. (En’am 34). Hiç şüphesiz, zikri (Kuran’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz. (Hicr 9)

Öte taraftan Kuran’da bahsi geçen peygamberler ve toplumların anlatımları gerçek ve yaşanmış olaylardır; mitoloji değildir. Allah, o dönemdeki insanları ikna etmek üzere birtakım anlatılar üretmiş de değildir. Her bir kıssa bizim için hem düne hem bugüne hem de yarına dair mesajlar çıkartılacak ve ibret alınacak özelliktedir. Kuşkusuz Allah’tan gelen her şey gerçeğin ta kendisidir: Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma. (Âli İmran 60)

Allah tüm bunları bize tarihsel ve entelektüel bilgi birikimi olsun diye değil gerçek ve yaşanmış tecrübelere dayalı olaylardan dersler çıkaralım ve benzer hata ve günahlara düşmeyelim diye bildirmiştir: Ve sen (Ey Peygamber)! Biz (vadinin bir yamacında) Musa’ya bu Emri bildirirken, sen vadinin öbür yamacında değildin; dolayısıyla (olan biteni oradan) izleyen tanıklardan da değildin. Tam aksine, Biz (o günden bu güne) nice kuşaklar var ettik ve bunların üzerinden de nice zaman akıp gitti. Dahası Sen, kendilerine mesajlarımızı iletmek için Medyen sakinleri arasında bulunmuş da değildin; fakat (bu mesajları) öteden beri gönderip duran da yine Bizdik. Yine sen, Biz nida ettiğimizde (Sina) Dağı’nın yamacında da değildin ve fakat senden önce uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için Rabbin tarafından rahmet olarak gönderildin; belki (sorumluluklarını) hatırlarlar. (Kasas 4446)

Kuran’da anlatılan kıssalar, insanlara örnek ve ibret olması ve Allah’ın yasasında bir değişiklik olmadığının açıkça görülmesi içindir. Peygamberler inananlar için güzel örnektirler. Peygamberimizin inananlar için güzel bir örnek olduğu Kuran’da şu şekilde ifade edilir: Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resulü’nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab 21)

Peygamberimizin, Allah yolunda mücadelesi, kararlılığı, güvenilirliği, dosdoğru oluşu, üstün bir ahlak ile yaşaması, merhameti ve kendisine indirilen vahyi emrolunduğu gibi en güzel şekilde tebliğ etmesi, dünyevi çıkar gözetmemesi ve insanlardan bir ücret beklentisi içinde olmaması gibi birçok örnek davranışı vardır.

Kuran’da anlatılan peygamberlerin hayatlarında ve kıssalarında da aynı şekilde bizler için güzel örnekler ve ibretler bulunmaktadır. Örneğin bir ayette Hz. İbrahim ve onunla birlikte hareket eden inananlar için de aynı güzel örnek ifadesi kullanılmaktadır: İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır… (Mümtehine 4). Bu durum gayet doğaldır. Tüm peygamberler inananlar için örnektirler. Ancak onların örneklikleri din dışı kişisel tercihlerinde değil, Allah’tan almış oldukları buyrukları en güzel şekilde uygulayıp tebliğ etmek için her türlü zorluğu göze almalarında, erdemli, duyarlı, sorumluluk sahibi, samimi ve fedakâr oluşlarındadır.

Kuran’da bazı konular anlatılırken çeşitli örnekler ve tasvirler üzerinden anlatımlar yapılır. Bu bir anlatım tekniğidir. Ancak peygamberler ve geçmiş toplumlarla ilgili anlatılan tarihsel olaylar ile ahiret, hesap günü, cennet ve cehennem ile ilgili anlatımlar gayb haberleridir ve gerçekte yaşanmış ve yaşanacak olaylardır: Bunlar sana bildirdiğimiz gaybi haberlerdendir; bunları ne sen ne de toplumun daha önce biliyor değildiniz. Şu halde sabret! Unutma ki mutlu son, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlarındır. (Hud 49)

Allah birtakım ahlaki mesajlar vermek için gerçekte olmamış olayları olmuş gibi anlatmaz. Allah Kuran’ı hak ile yani bir gerçek olarak indirdiğini ifade etmektedir. Gerçek olarak inmiş bir vahiyde gerçek dışı bir olayın gerçekten yaşanmış gibi anlatılması düşünülemez: Emin ol, bu Kitap’ı biz sana hak (gerçek) olarak indirdik. O halde, dini yalnız Allah’a özgüleyerek O’na kulluk/ibadet et! (Zümer 2). Biz onu (Kuran’ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik. (İsra 105)

Yine ayetlerde önceki elçilerin haberlerinden bahsedilirken bu haberlerin gerçeğin bilgisi olduğu ve aynı zamanda inananlar için de bir öğüt ve uyarı olduğu ifade edilmektedir: Resullerin haberlerinden senin kalbini (pekiştirip) sağlamlaştıracak her haberi anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, inananlara da bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir. (Hud 120). Bu açık beyanın örneği olan bir ayette bu gerçek şu şekilde ifade edilmektedir: Sana Firavunla Musa arasında geçen olayların bir bölümünü inanmaya eğilimli insanlar için bütün gerçeğiyle anlatacağız. (Kasas 3). Benzer bir örneğin iman sahibi mağara gençleri olarak bilinen Ashâbı Kehf için geçtiği görülmektedir: Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Gerçekten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırdık. (Kehf 13)

Mitoloji, sonradan gelen ve olaylara tanıklık etmemiş kişiler tarafından abartılarak efsaneleştirilen ve gerçek dışı unsurlar katılarak üretilen anlatımlardır. Zamanın ve her şeyin yaratıcısı ve her an her şeyden haberdar olan ezeli ilim sahibi Allah’ın insanlık tarihindeki olaylardan habersiz olması düşünülemez. Dolayısıyla geçmişte yaşanmış olayları vahiy ile bildirmek Allah için son derece kolaydır. Gerçekte yaşanmamış olayları yaşanmış gibi vahyetmesine gerek yoktur: İşte, gerçek kıssanın ta kendisi budur. Allah’tan başka ilah yoktur. Hiç kuşku yok ki Allah, evet, yalnızca O’dur her işinde mükemmel, her hükmünde tam isabet sahibi olan. (Âli İmran 62)

Kuran’da geçmiş toplumların yaptıkları şeyler ve başlarına gelenlerin anlatılmasının sebebi o şeylerden ders çıkarılması ve aynı hatalara düşülmemesi içindir. Çünkü temel itibariyle insan her dönemde aynı insandır. İçinde bulunduğu fiziki şartlar ya da sahip olduğu araç ve materyaller farklılık gösterse de insanı insan yapan duygu, düşünce, yönelim ve değerler hep aynıdır. Allah’ın aklımıza ve yaratılışımıza uygun kıldığı evrensel ilkeler ile insan ve toplum inşa etme hedefinde olan vahyin neredeyse yarıya yakınını oluşturan kıssalar, tarihsel kesitler üzerinden evrensel mesajlar içermektedirler.

Çünkü İslam’ın ilkeleri, dönemsel ya da tarihsel değil evrenseldir. “Evrensel” bütün zaman dilimlerinde geçerli olan demektir. Yine İslam’ın ilkelerinin evrensel olması demek Kuran’daki hüküm ve ilkelerin hangi kültürden ya da ırktan olursa olsun kendisini Müslüman olarak tanımayan herkes için eşit şekilde bağlayıcı olması demektir. Dolayısıyla evrensellik ile anlatılmak istenen şey, Kuran’ın hükümlerinin her bireyin ya da toplumun, örf, adet ya da alışkanlıklarına aynı derecede uygun ya da uyarlanabilir olduğu değildir. Toplumların birçok konuda farklı kültür, adet ve alışkanlıklara sahip oldukları gerçeği dikkate alındığında herkesi eşit şekilde memnun edecek hükümler içeren bir kitap beklentisi gerçekçi değildir. Önemli olan, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir birey ya da toplumun her dönemde Kuran’ı kendi örf, adet ve alışkanlıklarına göre değil adet ve alışkanlıklarını Kuran’a göre düzeltip şekillendirmesidir.

İslam dini daima mevcut çağın ilerisindedir ve her zaman ilerisinde olacaktır. Bugün yirmi birinci yüzyılın içindeki dünya, halen daha Kuran’ın yedinci yüzyılda getirmiş olduğu evrensel değerlere yaklaşabilmiş değildir. İnsanlık bu şekilde gittiği müddetçe kıyamete kadar da yaklaşması pek mümkün gözükmemektedir.

İslam, üstün değerler sistemidir. Bu üstün değerler aynı zamanda hangi çağda olunursa olunsun ortak insan aklı ve yaratılışının olmazsa olmaz ilkelerine dayalıdır. Bu ilkeler modası ya da dönemi geçecek ya da şartlara göre deri ve renk değiştirecek türden ilkeler değildir. Kuran’da geçen haramlar, günahlar, yasaklar ve sınırlar her dönemde aynı olduğu gibi, ibadetler, hayır ve iyilikler, inanan bir insana yakışacak erdemli ve ilkeli hal ve tavırlar da her dönemde aynıdır. Bu yüzdendir ki Kuran kıyamete kadar geçerli olacak son ilahi mesaj olarak Allah’ın insanlara bu dünyadaki son kelamıdır.