İslam’da cinsiyet üstünlüğü var mı? Kuran’da kadın ve erkek eşitliği nedir? İslam’da cinsiyet eşitliği nedir?

sahabe ashab fetih isyan köle

Üstünlük cinsiyet üzerinden değil duyarlı ve sorumluluk bilincine sahip bir birey olarak erdemli bir şahsiyet ortaya koymak üzerindendir: Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız (sorumluluk bilinci ile hareket edip) duyarlı olmada en ileride olanınızdır. (Hucurat 13)

Allah herkese yaptıkları iyiliklerin karşılığını en güzel şekilde verecektir: Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz. (Nahl 97).

Allah kullarının kendi rızasına uygun olarak ortaya koyacakları çabalarında cinsiyet ayrımı gözetmemektedir. Zira erkek olsun kadın olsun her ikisi de Allah tarafından yaratılmış ve insan türünden kılınmışlardır: Rableri de onların dualarına şöyle icabet etti: Erkek olsun kadın olsun, çaba gösteren hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım; sizler karşılıklı birbirinizi tamamlayan parçalarsınız (birbirinizdensiniz). (Âli İmran 195). Erkek olsun kadın olsun bütün inananlar sadece hayatı değil en başta Allah’a sonra Allah’ın tüm yarattıklarına karşı görev ve sorumlulukları da paylaşırlar.

Öte taraftan yine ayetlerin ifadesi ile inanan erkek ve kadınlar birbirlerine haram değil birbirlerine arkadaş ve dostturlar. Allah tarafından belirlenmiş olan iyi ve güzele özendirmede ve kötü ve çirkin olandan sakındırmada aynı derecede sorumluluk ve önem sahibidirler: İnanan erkeklerle inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdır (evliya). İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. (Tevbe 71). Dolayısıyla insanları hayra çağırma ve güzel olana özendirme noktasında kadın ve erkeğin dayanışma içinde olmaları gerekmektedir. Evlerine hapsedilen ve en temel haklarından mahrum bırakılmaya çalışılan kadınların toplum içindeki hayrın bir parçası olması mümkün değildir. Bunu yapmak en başta Allah’ın ayetlerine muhalefet etmektir.

Kadın ve erkek, ayetin son derece zarif ifadesi ile birbirlerini koruyup gözeten, hata ve kusurlarını örten ve muhafaza eden elbise gibidirler: Onlar sizin elbiseleriniz, siz de onların elbiselerisiniz. (Bakara 187). Dolayısıyla erkek ve kadın birbirlerini tamamlayarak güzelleştiren, insanın içindeki sevgi, saygı, merhamet ve zarafet bağını pekiştiren ayetlerdir: Onun ayetlerinden biri de sizin için, kendilerine ısınasınız ve aranızda sevgi ve rahmet koysun diye nefislerinizden eşler yaratmasıdır… (Rum 21)

İslam dininde kadın, eve kapanan, sosyal hayattan soyutlanan, Allah yolunda verilecek mücadeleden geri kalan ve tek vazifesi çocuk yapıp kocasını memnun etmek olan bir varlık değildir. Kadın da her anlamda mücadele etmeli ve toplumun önemli bir değeri olarak sorumluluklarını yerine getirmelidir. Allah Kuranı Kerim’de kadınlara haklarını savunma ve uğradıkları haksızlığa karşı mücadele etme yetkisini vermiştir. Kocasının kendisine yaptığı haksızlık sebebiyle durumunu Peygamberimiz ile tartışan ve halini Allah’a havale eden bir kadın üzerinden ilgili sureye adını da veren bir mücadele örneği Kuran’da şu şekilde geçmektedir: Allah, kocası hakkında (sana başvurup) seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözlerini işitmiştir. Ve Allah ikinizin söylediklerini de mutlaka işitir. Şüphesiz Allah her şeyi işiten, her şeyi görendir. (Mücâdile 1). Ayetten de görüldüğü gibi uğradığı haksızlık karşısında kadın evine kapanmamış ve Peygamberimize gelerek hakkını sonuna kadar aramıştır. Bu mücadelesinin sonunda da kocasının kendisine yaptığı zıhâr686 zulmünü geçersiz kılan ayetler inmiştir.

Ayetler her fırsatta kadın ve erkeğin eşitliğine vurgu yapmakta ve üstünlüğü cinsiyet üzerinden değil Allah’a ve yarattıklarına karşı olan sorumluluk bilinci üzerinden belirlemektedir: Gerçek şu ki, Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendilerini adamış bütün erkekler ve kadınlar, sözlerine sadık bütün erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren bütün erkekler ve kadınlar, (Allah’ın karşısında) güçsüzlüğünü anlayan bütün erkekler ve kadınlar, karşılıksız yardımda bulunan bütün erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol eden bütün erkekler ve kadınlar, iffetleri üzerine titreyen bütün erkekler ve kadınlar ve Allah’ı durmaksızın anan bütün erkekler ve kadınlar için, (evet) bunlar(ın tümü) için Allah, mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. (Ahzab 35)

Birçok temel ve hayati meselede olduğu gibi kadın konusunda da Kuran ayetleri tarafından ortaya konulan ve Peygamberimiz tarafından en güzel şekilde yaşanılan din ile geleneksel öğretiler ile şekillenmiş din ve kültür algısı arasında çok büyük ve önemli farklar vardır. İslam adına Kuranı Kerim esas alınmadıkça, dinde olmayan şeylerin dinden sanılması, Allah ve resulü adına uydurulan rivayetlerin İslam olarak sunulması son bulmayacaktır. Kuran’a, akla ve fıtrata uygun olmayan din sunumlarının ise insanları Allah’tan ve dinden uzaklaştırması doğal olarak kaçınılmaz olacaktır.

Şu gözlem son derece önemli ve durumu özetler mahiyettedir: “Kuranı Kerîm, kadın ile erkek arasında hiçbir ayrım yapmamakta, her ikisine de aynı hak ve yükümlülükleri tevdi etmektedir. Ancak, kadın aleyhtarı yabancı kültürlerin İslâm’a girmesi sonucu, kadın asırlar boyu aşağılanmış ve toplumdan adeta soyutlanmıştır. Ve hâlâ soyutlanmaya devam edilmektedir, işte kadının toplumdan soyutlanması ve cahil bırakılması sonucudur ki, insanlığın en azından yarısı atıl, işe yaramaz hale getirilmiştir. Oysa erkeklerle aynı hak ve sorumluluklara sahip olan kadın, tıpkı erkek gibi devlet başkanlığı da dâhil olmak üzere onun yapabileceği bütün işleri ve görevleri yapabilir. Aksi görüşte olanlara önerim, Belkıs kıssasını dikkatle okumalarıdır. Şurasını hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, mutlu bir gelecek, kadın ve erkeğin el ele vererek insicamlı bir şekilde çalışmalarına bağlıdır. Şu halde yapılacak en ciddi işlerden birisi de toplumun ihmal edilmiş olan bu kesimini yeniden topluma kazandırmak olmalıdır. Bu da ancak planlı bir eğitim politikası ile gerçekleşebilir.”