Kader nedir? Allah her şeyi bilebilir mi? Kader var mı? Allah her şeyi biliyorsa bizi neden sınıyor?

hz muhammed peygamber sahabe hadis dini kitap şartlar

Kader kelimesi Kur’an’da genellikle, kıymet, değer, miktar (ölçü), süre, güç/kudret gibi anlamlarda kullanılır. Ancak hiçbir ayette Allah’ın ezelden insan için belirlemiş olduğu ve kişinin özgür iradesini ve tercihini yok sayan bir tür alın yazısı ya da kadercilik anlamında kullanılmaz. Kur’an’da bu tarz bir iman esası bulunmaz. Şayet kadere imandan söz edilecekse ancak Allah’ın benzersiz kudretine ve evreni yarattığı düzen ve ölçüye iman etmekten söz edilebilir. Allah’ın kulları için takdir ettiği şeyler kulları zorunluluk alında bırakan bir tür mahkûmiyet değildir. Aksine kader kelimesi Kur’an boyunca insanın iradesinden bağımsız olan olay ve planlamalar için

kullanılır. Örneğin Allah’ın gökten suyu belli bir ölçüye göre (bi-kaderin) indirmesini ifade etmek üzere kullanılan kader kelimesi bu ayette “ölçü, yasa” anlamında kullanılmıştır.

Yine başka bir ayette benzer şekilde ve yakın bir anlamda insanın ana rahminde belli bir süreye kadar (ilâ kaderin) kalışını ifade etmek için kullanılan kader kelimesi burada da “süre, zaman ölçüsü” manasında kullanılmıştır.390 Allah’ın her dişinin neye gebe kaldığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bildiği çünkü bunun da bir ölçüye bağlı kılındığını vurgulayan ayette de bir ölçü ile (bi-mikdarin) şeklinde kullanıldığı görülebilir. Kur’an’da da dikkat çekildiği gibi her şeyin hazineleri yani kaynağı Allah’ın yanındadır ve Allah bu kaynağı belirli bir kadere yani ölçüye göre indirmiştir. Başka bir ayette ise Allah tarafından peygamber olarak görevlendirilen Hz. Musa için Allah’ın seçimi, tercihi ve hükmü anlamında kendisi için takdir edilen zamanın gelmesinin, kader kelimesi ile ifade edildiği görülmektedir. Bilindiği gibi peygamberlik insanın kendi iradesi ile tercih edebileceği bir görev ve sorumluluk değildir. Benzer şekilde başka ayetler de örnek olarak gösterilebilir. Örnek verilen ayetler Allah tarafından yaratılan evrende herhangi bir şeyin başıboş, gelişigüzel, ölçüsüz ve hesapsız olmadığı gerçeğine dikkat çekmekte ve Allah’ın takdirine iman etmenin bu anlamda bir iman olması gerektiğini açık bir şekilde göstermektedir. Kur’an’da sünnetullah olarak geçen ve Allah’ın yolu, yöntemi ve yasasını ifade eden kullanıma baktığımızda da neden sonuç ilişkisine bağlı ilkelerin Allah tarafından bir kader yani şaşmaz bir ölçü ile belirlendiği ifade edilmektedir.

Allah, insana akıl vermiş ve onu gerektiği gibi kullanmasını istemiş, insanın fıtratına doğal bir din kodlaması yapmış,397 müjdeleyici ve uyarıcılar olarak elçiler göndermiş ve doğru ile yanlışı ayırt edebilmesi için “Furkan” olan Kur’an’ı indirmiştir. Dolayısıyla Allah insanlar iradelerini imandan, iyi ve güzel olandan yana kullansınlar ve hesap günü bahaneleri kalmasın diye onlara her anlamda destek olmuş ve yol göstermiştir. Bu gerçeklere rağmen Allah’ın kulunun iradesini hiçe saydığını ve ona seçim hakkı tanımadan onu ezelden belirlemiş olduğu bir alın yazısına mahkûm kıldığını iddia etmek kabul edilebilir değildir.

Eylemlerimizin ahlaki sorumluluğunu üstlenmemiz gereken bu yaşam, senarist tarafından rollerin dağıtıldığı bir tiyatro gösterisi değildir. Allah birilerini iyi diğerlerini de kötü olarak yaratmaz. İnsanlara rollerini dağıtmaz. Allah’ın aklımızı kullanmamızı ve vahye uymamızı istemesi iyi ve kötü olan arasında ayrım yapabilelim ve kötü olandan uzak durup daima iyi olana yönelelim diyedir. Yani rolleri bize dayatmak için değil bize tanıtmak içindir. Allah kullarına rolleri tanıtır ve kendileri için seçecekleri rollerini onların özgür iradelerine bırakır. Allah önce kulunu bir hükmüne mecbur edip sonra o hükmü sebebiyle kulunu sorumlu kılmaz. Allah, kullarını

iyi ve kötü arasında seçim yapabilecek bir potansiyel üzerine yaratır. Fıtratına bu ayrımı yapabilecek yeteneği yerleştirir. Vahiy ve peygamberler göndererek kullarına gerçeği hatırlatır ve onları kötü ve çirkin olandan sakındırarak iyi ve güzel olana çağırır. Seçimi ise kuluna bırakır. İman ya da inkâr etmesi noktasında Allah kulunu zorlamaz. Zorla ettirilmiş imanın değeri, zorla ettirilmiş inkârın da sorumluluğu olmaz.

Öğüt ve uyarı ancak ona kulak vererek dikkate almak ya da almamak arasında özgür iradesi ile seçim yapabilme imkânına sahip olan kişi için bir anlam ifade edebilir. Allah’ın önceden insanları inanan ve inkârcı olarak belirlediği düşünülen bir sistemde öğüt ve uyarının da bir anlam ve değeri olmayacaktır. Şayet insanın özgür iradesini ortadan kaldıran bir kader olsaydı iyilik ile kötülüğün, ceza ile mükâfatın, müjde ile uyarının, emirler ile yasakların hiçbir anlamı kalmayacağı gibi günahkâr olanların suçlu sayılıp kınanmalarının ya da hayra ve barışa yönelik iyilikler sergileyenlerin takdir edilmelerinin de bir değeri olmayacaktı. Allah insanı akıl, irade ve vicdan sahibi bir varlık olarak yarattığı ve ona özgür iradesi ile hareket etme ve seçme yeteneği verdiği için bu yeteneklerini kullanarak sorumluluğunu yerine getirmesini istiyor. Sorumluluğunu yerine getirerek duyarlı davrananları en başta rızası sonra da cennetleri ile müjdelerken, sorumsuz ve duyarsız davrananları ise azabı ve cehennem cezası ile uyarıyor. Görüldüğü gibi sistem son derece açık ve adil bir şekilde işliyor. İslam, insanın özgür iradesini ve seçimlerini yok sayan kaderci bir din değildir. Kur’an dışı rivayet kaynaklarına girmiş olan bu çarpık anlayışa en güzel cevabı bizzat Kur’an ayetleri ile vermek gerekir.

Allah, yaratan, yoktan var eden, ilmi ile her şeyi çepeçevre kuşatandır. Hiçbir şey Allah’ın bilgisi ve takdiri dışında değildir. Allah için herhangi bir şeyi bilmemek gibi bir durum söz konusu dahi edilemez. Zira herhangi bir şeyi bilmemek ya da o şeyden haberdar olmamak eksikliktir, kusurdur. Allah ise her türlü eksiklik ve kusurdan uzaktır. Bilgi, zaman ve mekân içindeki olayların seyri ile ortaya çıkan şeydir. Allah hem zamanın hem de mekânın yaratıcısı olarak zaman ve mekân içinde gelişen ve ortaya çıkan şeyler hakkındaki tüm bilginin tek sahibidir. Allah için olayların başlangıcı, gelişimi ve sonucu şeklinde bir süreç söz konusu edilemez. Dolayısıyla geçmiş ve geleceğe ait gayb bilgisi yalnız Allah’a aittir. Hangi anne-babadan, hangi ırktan ya da hangi cinsiyetten dünyaya geleceğimiz kendi seçimlerimiz sonucu oluşan şeyler değildir. Bu anlamda Allah’ın takdiri dışında bir seçim söz konusu değildir. Ancak bir kere dünyaya geldikten sonra içinde bulunduğumuz şartlar üzerinden özgür irademiz ile sınanmaya başlar, eylemlerimizi ve seçimlerimizi de yine özgür irademiz ile gerçekleştiririz.

İnsanın imtihan edilebilmesi için özgür iradeye sahip olması yani seçimlerini özgür iradesi ile yapıyor olması gerekir. Özgür irade ile yapılan seçimlerin sorumluluğu seçimi yapan kişiye aittir. Allah bizim neyi seçeceğimizi ya da neler yapacağımızı biz o şeyleri seçmeden ya da yapmadan bilir. Ancak bize bu seçimleri yaptıran şey, Allah’ın bilgisi değildir. Allah ezeli ilmi gereği bilir ancak eylemi yapan kişinin kendisidir. “Allah madem biliyorsa bizi neden sınıyor?” şeklinde bir soru akla gelebilir. İşte tam da bu noktada sınanmamızın sebebinin Allah’ın bizim ne yapacağımızı bilip öğrenmesi olmadığını anlamamız gerekir. Allah ezeli ilmi ile zaten her şeyi bilmektedir. Ancak kul olarak neler yaptığımızı görüp bilebilmemiz için özgür irademiz ile hareket etmemiz gerekir. Dolayısıyla öğrenecek olan biziz; Allah değil. Bilmesi gereken, eylemlerinin ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gereken insandır. Hesap günü insan kendi elleri ile yaptıkları sebebiyle yaptıklarını inkâr edemeyecek, yaptıkları ya da yapmadıkları üzerinden hesaba çekilecektir.

Evrendeki yasaların belli bir düzen ve uyum içinde gerçekleşmesi, Allah’ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatları ile ilgilidir. Allah ilmi ile her şeyi kuşatmıştır. Gaybın bilgisi yalnızca Allah’a aittir. Hiçbir şey Allah’tan gizli değildir. Öyle ki Allah, insanların açıkladıklarından da kalplerinde sakladıklarından da haberdardır. Dolayısıyla Allah’ın her şeyin bilgisine sahip olması ile ilgili bir problem yoktur. Asıl problem Allah’ın ezeli bilgisinin insanların eylemleri üzerinde, onların özgür iradesini devre dışı bırakacak şekilde zorlayıcı ve belirleyici olduğu iddiasındadır.

Meseleyi şu açıklama üzerinden özetlemek mümkündür: “Kur’an’daki kader, İbn Teymiyye’nin deyimiyle, yaratılışla ilgili ontolojik bir kavramdır; din ve davranışla ilgili bir kavram değildir. Yine İbn Teymiyye’nin ifadesiyle kader, Allah’ın yaratış ve dileyişiyle ilgili bir kavramdır, buyrukları ve hoşnutluğu ile ilgili bir kavram değil. Biz bu ayrımı, bir satranç benzetmesi ile anlatıyoruz: Satrancı, varlık ve oluşun seyri olarak alıyor ve diyoruz ki: Satrancın nasıl oynanacağına ilişkin kuralları Allah koyar. Bizim orada kural koyma yetkimiz yoktur. Allah, satrancın galip veya mağlubunu önceden belirlemez, ilan etmez. Ama Allah, ezel ve ebedi kuşatan ilmiyle satrancın galip ve mağlubunu bilir. Beceriksiz oyuncunun yenilgi sebebi O’nun bilmesi değildir. Allah; varlık, iş ve oluşa ilişkin yasaları hem bilir, hem belirler; ama Allah, insanın fiillerine ilişkin sonuçları bilir ama belirlemez. Bilmesi O’nun tanrılığının bir gereği olduğu gibi, sonuçları belirlememesi de tanrılığın bir gereğidir. Fiillerimizin sonuçlarını bilmekle kalmayıp aynı zamanda belirlerse bu bizi sorumlu tutmamasını gerektirir. Hem belirler hem sorumlu tutarsa bu zulüm olur. Oysaki Allah zulümden arınmıştır.”

Bunun yanında evrendeki herhangi bir şeyin Allah’ın bilgisi ve takdiri dışında hareket etmesi hatta ayetin ifadesiyle Allah’ın bilgisi haricinde bir yaprağın dahi yere düşmesi söz konusu değildir. Allah, yaratmış olduğu her şeye bir var oluş amacı belirlemiş, yarattıklarını en güzel biçimde düzene koymuş, her şeyi en ince ayrıntısına kadar takdir etmiş ve yol göstermiştir. Allah’ın muhteşem sanatının bir yansıması olan evrende her şey bir ölçü iledir.

Emre Dorman