Kaygusuz Abdal kimdir?

Kaygusuz Abdal kimdir?

Türkler arasında, bilhassa Azerbaycan ve Doğu Anadolu Türkleri’nde bir şahıs adı olarak da yaygın kullanılan abdal kelimesi daha çok Anadolu ve Rumeli’de başıboş dolaşan derviş zümrelerini veya bilhassa Kalenderî dervişlerini içermektedir. Bir tasavvuf terimi olarak 9. asırdan bu yana bilinen, 13. asırdan îtibâren İranlı ve Türk şâirlerin eserlerinde geçen bu kelime Fuad Köprülü’ye göre daha ziyâde ricâl-i gayb nazariyesiyle ilgili gibidir. Üçler, yediler, kırklar, kutup ve abdallar gibi adlarla anılan ve Allah tarafından dünyanın düzenini korumak üzere seçilen bu görünmeyen uluların, evliya ve sûfî zümrelerinin hayatları hakkındaki bilgiler de menkıbevi bir nitelik arz eder. Bu zümrelerin Türkiye Selçuklularının yıkılış döneminde, 1240’taki Babâîlik isyânıyla siyâsî ve toplumsal bir hercümerce sebep oldukları, burada dağılan bazı unsurlarının da bilhassa Osmanlı’nın kuruluşunda faal bir rol oynadıkları ve özellikle Bektâşîliğin bir tarîkat olarak teessüsünden îtibâren bu zümrenin içinde eridikleri düşünülmektedir. Bu bâtınî meşrepli hareketlerin 14 – 15. asırdaki temsilcilerinden birisi de pîri Abdal Musa’yla birlikte Bektâşîliliğin ulularından biri hâline dönüşmüş olan Kaygusuz Abdal’dır. Dr. Rıza Nur’un Ahmed Sırrı Baba’dannaklettiğine göre Kaygusuz’un pîri Abdal Musa ve Hacı Bektaş, amca çocuklarıdır.

Menkıbesine göre Alâiye sancak beyinin oğlu olup Gaybî adını taşıyan pehlivan, binici ve okçu bu bey oğlu, bir av sırasında vurduğu geyiğin peşine takılıp Abdal Musa’nın dergâhına ulaşmış. Orada bahsi geçen pîrin karşısına çıkarılıp peşine düştüğü geyiğin buraya geldiğini söyleyince Abdal Musa ona okunu tanıyıp tanıyamayacağını sormuş ve müsbet cevap alınca kolunu kaldırıp koltuğuna saplanan oku Gaybî Beye göstermiş. Bunu gören Gaybî Bey inkıyâd edip şeyhin hizmetine girmek istemiş; fakat ondan şu cevâbı almıştır: “Oğlum! Bu erenler yoluna gitmekliğe mutlak mücerredlik gerekdir. Sonunu düşünmeyüp sonra pişmân olmakdan dek durmak yeğdür. Zirâ kim, bu yol, ince; sarp bir yoldur ve bu yolun derd ü belâsı, mihnet ü cefâsı boldur (…)  Senin pederin bir sancak beğidir. O sana riyâzatı çekmeğe rızâ vermez. Var imdi pederinden icâzet al, ondan sonra bizim katımıza gel. Gönlüne de danış ki, sonra pişmân olmayasın.” Gaybî Bey, babasından pîrin istediği icâzeti alamadığı gibi, dağlarda geyik kılığında dolaşan bu pîrin kerâmeti üzerine onun dergâhına kapağı atan oğlunu engellemek isteyen babası, Teke Beyinin de yardımıyla Abdal Musa’nın üzerine yürümek istemiş; fakat Abdal’ın ve müridlerinin kerâmetleriyle yenilgiye uğramışlar. Olaylar pîrinin dediği gibi gelişen ve ancak bu gulguleden sonra babasının izniyle dergâhta kalan Gaybî Bey, beylikten ve bütün imkânlarından vazgeçtiği için, şeyhinin “Gaybî kaygudan rehâ buldun / Şim’den sonra Kaygusuz oldun” hitâbıyla Kaygusuz mahlasını almış. Kırk yıl Abdal Musa’ya hizmeti tâkiben izin isteyerek pîrinin yanına kattığı kırk abdal eşliğinde önce Mısır’a sonra da hacca gitmiş. Dönüşte Hz. Ali ve ehl-i beyt imamlarının türbelerini ziyâret eden Kaygusuz, bu yolculuktan sonra tekrar Abdal Musa’nın dergâhına avdet etmiş. Dr. Rıza Nur, farazî hesaplara dayanarak “742’de (1341) doğmuştur. 58 yaşında Mısır’a gelmiştir. 848’de ölmüştür. Yani 106 yıl yaşamıştır” dese de Kaygusuz’un doğum târihi bilinmemektedir. Ölüm târihi de şifâhî rivâyetlere dayanmaktadır. Dr. Rıza Nur kendisinden “Âlim ve kahramandır. Ateşli ve heyecanlı, orijinal bir şâirdir. Dirâyetli bir misyoner ve teşkilatçı”dır sözleriyle bahsetmiştir.

Şiirleri kendisinin Yûnus Emre’nin ilk tâkipçilerinden olduğunu göstermektedir. Küçük bir kısmını hece vezniyle yazdığı bu şiirler çoğunlukla aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Dikkat çekici bir yan olarak onun şiirlerinde mutasavvıf bir şâire nazaran çok fazla dünyevî unsur yer alır. Neşelidir, dünyadan tad almak ister; bağlarda, kırlarda dolaşmak gibi idilik arzular, içki, güzel yemekler, atasözleri ve deyimlerle dolu yalın diliyle işlediği konulardandır.

Göktürk