Kuran’da ve İslam’da dini günler var mı? Dini günler nelerdir? İslam’da dini bayramlar var mı? İslam’da kandil var mı?

dini yerler müzeler tarihi yerler

Kur’an’da bayramlar, dini gün ve geceler, kandiller ya da ibadet için tatil edilmesi gereken günler yoktur. Bayramlar hemen her toplumda kendi inanç ve kültürleri içinde farklı şekillerde gerçekleştirilen tören ya da kutlamalardır. Müslümanlar ise Kurban Bayramı (îdü’l-adhâ) ve Ramazan Bayramı (îdü’l-fıtr) olarak iki bayram kutlaması yapmaktadır. Her ikisi de Müslümanların kendi aralarında gerçekleştirmiş oldukları toplumsal kabul ve uygulamalardır. Dinin kendisinden değil kültüründen kaynaklanmaktadır. Müslümanlar arasında dayanışma, ortak duyguları paylaşma ve kalpleri kaynaştırma gibi etkiler yaratması nedeniyle bayramların hayırlı ve yararlı uygulamalar olduğu söylenebilir. Dini bir kimliğe büründürülmediği müddetçe Müslümanların kendi aralarında bu türden iletişimleri geliştirmelerinde herhangi bir sakınca yoktur. Çeşitli rivayetlerde bayramların dini bir buyruk olarak sunulmuş oldukları ve bayramlarda yapılması gereken şeyler ile ilgili çeşitli sıralamalar yapılmış olduğu görülse de bu kabullerin Kur’an açısından dini bir dayanağı bulunduğunu iddia etmek mümkün değildir. Kurban bayramı, hac ibadeti yerine getirildikten ve kurbanlar kesildikten sonra, imkânı olan her Müslüman üzerine farz kılınmış olan hac ibadetini yerine getirmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamak adına ortaya çıkmıştır. Ramazan bayramı da benzer şekilde Ramazan ayı içinde farz kılınmış olunan oruç ibadetinin tamamlanmasının ve Allah’ın buna imkân ve fırsat tanımasının bir çeşit mutluluğu ve şükretme vesilesidir. Çeşitli rivayetlerde Cuma gününün de Müslümanlar için bir çeşit haftalık bayram günü olduğu Allah’ın Cuma gününü Müslümanlara verdiği ileri sürülmüşse de bu rivayetin de Kur’an’dan onay almadığının bilinmesi gerekir. Dolayısıyla Cuma günü, Müslümanlar için bir bayram ya da tatil günü değildir. Cuma günü toplu halde kılınması gereken bir namaz vardır. Ayetlerde, Cuma namazı olarak bilinen bu namaza çağrı yapıldığı zaman işi gücü ve alışverişi bırakarak Allah’ın zikrine koşulması ve namaz kılındıktan sonra isteyen herkesin işine gücüne dönmesi söylenmektedir. Kur’an’da sebt gününden ve o günün İsrailoğullarına bazı işleri yapmanın yasak kılındığı bir gün olduğuna vurgu yapılmıştır. İsrailoğullarından sebt gününde sınırı aşmamalarına dair söz alındığı hatırlatılmıştır. İsrailoğulları, yoldan çıkmaları nedeniyle, Arapça’da Cumartesi gününü ifade etmek için kullanılan sebt gününde sınanıyorlardı. Ancak Kur’an’da Müslümanlar için benzer bir örneğin görülmesi yani Cuma ya da başka bir günün ibadete ayrılmak üzere yasak kılınması gibi bir durum söz konusu değildir. Yahudiler Cumartesi Hıristiyanlar ise Pazar gününü tatil ve ibadet günü kabul ettikleri için olsa gerek kimi Müslümanlar da çeşitli rivayetlerden hareketle Cuma gününü tatil ya da başka bir ifade ile ibadet günü ilan etmişlerdir. Bu yüzden Ürdün, Katar, Libya, Kuveyt, İran, Suudi Arabistan, Suriye, Umman gibi ülkeler başta olmak Müslümanların yaşadığı bazı ülkelerde Cuma günleri hafta sonu tatil günlerinden biridir. Cuma ve Cumartesini hafta sonu tatili sayan ülkelerde Pazar günü haftanın ilk iş günü kabul edilmektedir. Bunların hepsi insani düzenlemelerdir. Kur’an’da tatil günü ya da ibadet için çalışmanın yasaklandığı bir gün yoktur.

Kandil olarak kabul edilen özel gün ve gecelerin de Kur’an’da yeri yoktur. Kur’an’da yeri olmadığı gibi sünnet kabul edilen uygulamalar arasında da yoktur. Peygamberimizin döneminde de ondan sonrakilerde de biliniyor ya da kutlanıyor değildi. Peygamberimizden yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra bazı toplumlarda kimi günlerin bu anlamda kutlanılmaya başlandığı görülmektedir. Örneğin peygamberimizin doğumunun kutlandığı gün ve gece olduğu bilinen Mevlid Kandili ilk defa, Mısır’da kurulan Şiî Fâtımî Devleti’nde, 972-975 yılları civarında Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümü olarak resmî törenlerle kutlanmaya başlanmıştır. Peygamberimiz ile birlikte Hz. Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve o günkü halifenin mevlidlerinin de kutlandığı görülmektedir.

Bugün de Müslümanların yaşadığı ülkelerde ülkemizdeki kadar yaygın bir uygulama değildir. Hatta Arap kökenli kimi Müslümanlar kandil diye bir şeyden haberdar dahi değildir. Osmanlı Padişahı II. Selim döneminde (1566-1574) camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılarak kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denildiği kabul edilmektedir. Mevlid, Regaib, Mi’rac, Berat ve Kadir geceleri, kandil geceleri olarak kabul edilmektedir. Kur’an ayetlerinde sadece kadir gecesine ve o gecenin önemine vurgu yapıldığı görülür. Bu geceyi diğer gecelerden ayıran şey ise Kur’an’ın vahyedilmeye başlandığı gece olması sebebiyledir. Ayetlerden bu gecenin Ramazan ayı içinde olduğu anlaşılmaktadır. Ancak ayette dikkat çekilen bu gece, Kur’an’ın vahyedilmeye başlandığı o gecedir. Bu açıdan bakıldığında her Ramazan ayında aranmasına gerek yoktur. Gerçek anlamda Allah’a teslim olan ve hayatının merkezine Allah’ı koyan her inananın günlerini ve gecelerini olabildiğince hayırlı ve verimli biçimde geçirmesi gerekir. Gün ve geceler, Kur’an ve ibadetlerle olduğu kadar insanlığa faydalı güzel iş ve iyilikler ile de geçirilmelidir. Kandil gecelerinde doldurulan ibadet yerlerinin diğer zamanlarda boş bırakılması belirli gün ve gecelere indirgenmiş bir ibadet anlayışını beraberinde getirmektedir. Söz konusu gecelerde yapılan ibadetlerin başka gecelerde yapılanlardan çok daha sevap ve makbul olduğu inancının da Kur’an’da yeri yoktur. İbadetin içtenlikle ve tam bir teslimiyetle yapılanı makbuldür. İbadet, belirli günleri takip ederek bonus kazanılacak bir uygulama değildir. Belirli gün ve gecelerle sınırlı olmayıp süreklilik arz etmelidir. Kandil olarak bilinen ve kutlanan günler, Allah’ın bir emri ya da tavsiyesi değildir. İbadet değil adettir. Dolayısıyla İslam inancının bir gereği de değildir. Dinin kendisinden değil Müslümanların bir kısmının kültür ve geleneğinden kaynaklanmaktadır. Kur’an’ın ruhuna uygun olmayan anlamlar yüklenmediği ve o gecelere özel ibadet şekilleri türetilmediği müddetçe dileyen kutlar dilemeyen kutlamaz. Kutlayan dini bir gereği yerine getirmiş olmaz. Kutlamayan da dini açıdan eksik ya da yanlış bir şey yapmış sayılamaz.

Emre Dorman