Kuranın bilime bakışı nasıldır? İslam bilim ilişkisi nasıldır? Din ve bilim çatışır mı?

fetva fıkıh soru cevap islam din

Bilim, dış dünyadan bilgi edinme aracımızdır. Dış dünya ise Allah’ın üstün ve benzersiz sanatını sergilediği ve insanlar tarafından incelenmeyi bekleyen bir laboratuvardır. Sıklıkla vurgulanmaya çalışıldığı gibi Allah’ın bizim için delil, belge ve işaret içeren ayetleri sadece Kur’an’ın içinde değil, aynı zamanda evrenin ve benliklerimizin içindedir. Üstelik hem evrendeki hem de benliklerimizin içindeki deliller, Kur’an’ın Allah’tan geldiği konusunda bir kuşku olmaması içindir.1209 Ancak insanın hem dış dünyadaki hem de kendi içindeki delillere tanıklık edebilmesi için onları görmesi yani onlar üzerine inceleme yapması gerekir. Ayetten de görüldüğü gibi Kur’an, “Görmüyor musunuz?” diye sormaktadır. Bu ayetlerin görülebilmesi için gözlem ve deney yardımı ile dış dünyadan bilgi edinilmesi gerekir. Zaten bilim de içinde bulunduğumuz evren ile ilgili gerçekleri, deneysel verileri kullanarak anlama ve ondan birtakım sonuçlar çıkarma faaliyetidir.

Şüphesiz Kur’an; astronomi, fizik, kimya gibi bir bilim kitabı ya da psikoloji veya sosyoloji kitabı değildir. Kur’an’dan bunu beklemek doğru da değildir. Kur’an’ın ana hedeflerinden biri insanlara bilim öğretmek değil, onları evreni anlamaya yani bilim yapmaya teşvik etmektir. Ancak tüm bu ve benzeri alanlara öyle incelikler ile temas eder ki özellikle bu konulara ilgi duyan ve bu konularda bilgi sahibi olan insanları kendisine hayran bırakır. Kur’an bir bilim kitabı gibi açıklamalar yapmaz ama bilimin alanına giren kimi konularda çok büyük iddialarda bulunur. Bu da Kur’an’ın mucizevi yönünü ortaya koyar. Yedinci yüzyılda vahyedilmiş bir kitabın dev iddialarının günümüze kadar hem bilimsel hem de felsefi anlamda çürütülememiş olması ve aksine modern bilimin verileri ile tam anlamıyla uyumlu olması, Allah tarafından gelmiş bir vahiy olduğunun önemli delillerinden biridir. Zaten ancak bu şekilde bir mucize bu vahyin kıyamete kadar geçerli olmasını sağlayabilir.

Bunun yanında bu kadar farklı konulardaki açıklamaların tek bir kitapta toplanmış olması ve kendi içinde müthiş bir tutarlılık sergilemesi de Kur’an’ın başka bir benzersizliğidir. Tarih boyunca gerek evrenin gerekse yaşamın ortaya çıkışına dair ileri sürülen iddialara ve en küçüğünden en büyüğüne kadar evrendeki oluşumlara dair getirilen açıklamalara bakıldığında kendi içinde çelişkiler barındıran ya da zamanla yanlış olduğu anlaşılan birçok görüş ileri sürülmüştür. Mısır, Sümer, Babil, Fars, Hint ve Yunan gibi kadim bilgelik merkezlerine ve bu merkezlerde yetişmiş bilge kişilerin ortaya koymuş oldukları iddialara ve bu iddiaların yer aldığı günümüze kadar ulaşmış olan kitapların içeriklerine bakıldığında birçok iddianın zamanla hatalı olduğu anlaşılmıştır. Bu durum gayet doğaldır. Çünkü söz konusu eserler insanlar tarafından yazılmış ve iddialar yine insanlar tarafından ortaya atılmıştır. Oysa Kur’an insan sözü olmadığı ve doğru bilginin kaynağından yani Allah’tan geldiği için karşı konulmaz bir hitaptır. Kur’an, ortaya koymuş olduğu ve vahyedildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan dev iddialarında haklı çıkmış ve getirdiği tek bir iddia dahi çürütülememiştir. Bu gerçeğin ışığında, içlerindeki birçok hatalı yaklaşıma rağmen kadim kitaplara hayranlık duyan ve sahiplerini yere göğe sığdıramayanlar, Kur’an karşısında derin bir sessizliğe bürünmektedir.

Kur’an’da inananları bilim yapmaya teşvik eden, hem kendi benliğimizdeki hem de evrendeki delillere dikkat çeken birçok ayet bulunur. Ancak bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekir. Bu türden ayetler, bilime ilgi duymayan ya da özellikle günümüz dünyasında bilimin önemini fark edemeyen kişilerin dikkatini çekmez. Bir kişi ilahiyat profesörü bile olsa şayet bilime özel ilgisi yoksa bu türden ayetler üzerinde gerektiği gibi düşünüp bilim hakkında inceleme yapmaz. İlahiyat müfredatı ve alınan eğitim buna yeterli imkânı tanımamaktadır. Bu sebeple bilime özel ilgisi olan ilahiyat hocalarının dışında ilahiyat camiasının bilime mesafeli olması kendi içinde anlaşılabilirdir. Bunun yanında ilahiyat alanında bu ön yargıyı yıkmak için uğraşan hocaların olduğu da bir gerçektir. Bazı kişi ve çevrelerin bilime ilgi duymaması ya da bilimin önemini gerektiği gibi kavrayamamış olması, Kur’an’da bilime teşvik eden ve hatta modern bilim ile örtüşen ayetler olduğu gerçeğini değiştirmez.

Kur’an ayetleri bir yandan herhangi bir çatlağı ya da eksiği olmaksızın üzerimizdeki göğün nasıl kurulup yaratıldığına ve özenle süslendiğine bakılmasını söylerken, bir yandan da dağların nasıl dikilmiş ve yeryüzünün nasıl özenle yayılmış olduğuna bakılmasını söyler. Allah’ın göğü yaratma sanatında kusur arayan gözlerin yorgun ve bitkin bir hale geleceğine ama hiçbir kusur bulamayıp geri döneceğine dikkat çekilir. Dolayısıyla söz konusu ayetlerde bir yandan astronomi bilimine bir yandan da jeoloji hakkında bilgi edinmeye davet vardır. Yine Kur’an, yeryüzünde dolaşılmasını ve Allah’ın yaratışı nasıl başlatmış olduğuna bakılmasını söyler. Yani yaratılışın izlerinin sürülmesi için fosilbilimin verilerinden yararlanılmasına kapı açar. Ayetlerde sadece yerlerin ve göğün yaratılışına değil, insanın yaratılış aşamalarına da incelikle dikkat çekilir. Üstelik kendi döneminde bilinmesi mümkün olmayan gerçekler günümüz tıbbı ile birebir örtüşecek biçimde gözler önüne serilir ve konunun detayları için insanlar embriyolojiden yani canlıların gelişimini inceleyen bilim dalının verilerinden yararlanmaya yönlendirilir. Ayetlerde öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde gezilip dolaşılmasına, o toplumların kendilerinden daha güçlü olduklarına, yeri kazıp altüst ettiklerine ve toprağı kendilerinin imar ettiklerinden daha çok imar ettiklerine vurgu yapılır.Dolayısıyla insanlar arkeoloji yapmaya ve geçmiş toplumların kalıntılarını araştırmaya çağırılır. Yine ayetlerde hayvanlardan alınacak ibretler olduğu ve çeşitli açılardan onlardan yararlanıldığı hatırlatılmaktadır. Bu ayetler üzerine düşünürken hayvanbilim yani zoolojinin verilerinden yararlanmak gerekir. Ayetler sadece hayvanlardaki ibretlere değil bitkilere de dikkat çekmekte ve onlar üzerine de inceleme yapmaya teşvik etmekte ve onlardan alınacak dersler olduğunu söylemektedir. Bitkibilimi olarak bilinen botaniğin yapmış olduğu bundan farklı bir şey değildir.

Kur’an’da rüzgârlara ve onun etkisi ile parça parça olan bulutlara ve içinden çıkan yağmura dikkat çekilir. Bu türden ayetlerin atmosferde meydana gelen hava olaylarını inceleyen meteoroloji biliminin ilgi alanına girdiği görülebilir. Yine Kur’an ayetlerinde denizlere, tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmadığı denizler altındaki görünmez engellere, denizler altındaki karanlıklara ve dip dalgalarına dikkat çekildiği görülür. Bu türden ayetler de denizlerin fiziksel, kimyasal ve yaşambilimsel özelliklerini, dalga hareketlerini deneysel ve gözlemsel araştırmalar ile inceleyen denizbilimin ya da oşinografi bilimi alanına girmektedir.

Verilen örneklerde de görüldüğü gibi söz konusu ayetlerde dikkat çekilen ve insanları dış dünya hakkında inceleme yapmaya teşvik eden yönlendirmeler ile ismi geçen bilim dalları arasında tam anlamıyla bir uyum söz konusudur. Bu bilim dallarının bilimsel faaliyetleri ile ayetlerin insanları sevk ettikleri arasında ilişki kurmak mümkündür. Ayetlerde bu bilim dallarından bahsedilmesini beklemek gerçekçi değildir. Bunun yanında burada örnek verilen bilim dallarının bilimsel faaliyet alanları ayetlerin dikkat çektiği gerçeklerden farklı değildir. Allah insanları dış dünya hakkında bilgi edinmeye yani bilim yapmaya teşvik eder. Dış dünyayı keşfedecek

olan insandır. Dış dünyayı keşfeden, evrenin kendi dışında bir nedene ihtiyaç duyduğuna tanıklık eder. Kur’an’ı okuyan, onun insan sözü olamayacağına şahit olur. Kur’an’ın zaman ve mekân üstü bilgileri ve evren hakkındaki göndermeleri karşı konulmaz bir gerçeği fark ettirir. Kur’an’ı indiren ve evreni yaratan aynı kudrettir. Evren de Kur’an’da ancak sonsuz bir kudretin eseri olur.

Ünlü İslam felsefecisi İbn Rüşd, varlığı inceleme faaliyetinin Allah’ı tanıttığına dikkat çeker ve bunu felsefenin bir işlevi olarak tanımlar. Kur’an’ın da var olanları akılla bilmeye ve onlar hakkında bilgi edinmeye çağıran ayetlerle dolu olduğuna vurgu yapar: “Eğer felsefenin işlevi var olanlar üzerinde inceleme yapmaktan ve onları Allah’ın varlığını göstermeleri açısından değerlendirmekten öte bir şey değilse -bununla onların yaratılmış olmalarını kastediyorum, çünkü var olanlar Allah’ın varlığına ancak yapılarının iyi bilinmesi sayesinde tanıklık ederler; ayrıca varlığın yapısı iyi bilindiği sürece Allah hakkında bilgi de tam olur- din de, var olanların incelenmesini tavsiye ve teşvik ediyorsa, açıktır ki felsefe kavramının delalet ettiği şey din açısından zorunlu ya da tavsiye edilen bir husustur. Dinin var olanları akılla değerlendirmeye ve onları akılla bilmeye çağırdığı, şanı yüce Allah’ın Kitabı’nın birçok ayetinde apaçıktır. “Ey akıl sahipleri, ibret alın!” (Haşr 59/2) ayeti aklî kıyası veya hem aklî hem de dinî kıyası birlikte kullanmanın zorunlu olduğuna dair bir nastır. “Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı her şeye bakmazlar mı?” (A’raf 7/185) ayeti de bütün var olanların üzerinde düşünüp araştırma yapmaya dair bir nastır.”

Batı dünyası yüzlerce yıldır bilimin öneminin farkında. Özellikle ondokuz ve yirminci yüzyıldaki inanç ve inançsızlık arasındaki tartışma bilim ve felsefe üzerinden gerçekleştirildiği

için her iki alanın da öneminin farkında olan birçok Hıristiyan ilahiyatçı; bilime ve felsefeye yönelmekte, astronomi, fizik, kimya, biyoloji ve felsefe gibi alanlarda lisans ve lisansüstü düzeyde yetkinlik sahibi olmaktalar. Müslümanlar olarak bizlerin de hem bilimin hem de felsefenin önemini idrak ederek her iki alanı da dini bilgilerimizi daha sağlam bir şekilde temellendirebilmek için kullanmamız gerekir. Din, bilim ve felsefe arasındaki ilişkiler doğru bir şekilde kurulduğunda birbirlerini tamamlayan unsurlar olduğu görülecektir.

Emre Dorman