Lutheranizm

hristiyanlık

Martin Luther (1483-1546) Katolik manastırlarda eğitilmiş, kilise hiyerarşisinde papazlığa kadar yükselmiş ve kilise okullarında Katolik teolojisi okutmuş bir Alman Hıristiyan teoloğudur. Ancak Luther, Katolik bir din adamı olmasına rağmen dinsel bağışlanma ve kurtuluşa ulaşma konusunda gittikçe artan şüpheler taşımakta ve Katolisizm’in günahkarları yargılayan ve cezalandıran Tanrı anlayışından ürkmektedir. Bu şüphe ve endişelerin kaynağında Katolik inanç ve ibadetlerinin din­ sel kurtuluşu sağlayamayacağı düşüncesi bulunmaktadır. Bu nedenle, Katolik inancının kendisine yüklediği bütün ibadet şekillerini kurtuluşta etkinliği olmadığı gerekçesiyle zamanla terk etmiştir. Çünkü Kilise’nin telkin ettiği ibadet ve iyi davranışları yerine getirdiği halde, Tanrı’nın bağışlamasına ulaştığından emin olamamaktadır.

Luther, Katolik bir papaz olduğu halde ruhsal tatminsizlik içerisin­ de bulunurken, Kilise ve başındaki papanın dinsel yetkilerini dünyevi kazanımlar için suiistimal ettiği düşüncesi onun, Katolisizmin teolojik ve kurumsal yönüne olan şüphelerini daha da artırmıştır. Bu dönemde papanın görkemli bir katedral yaptırmak için gerekli parayı toplamak amacıyla Hıristiyan halktan günahlarını bağışlaması karşılığında para toplaması, Luther’in, Kilise ve papanın dinsel otoriterlik ve yanılmazlık öğretilerine karşı tepkilerini artırmıştır. Katolik Tanrı anlayışının aksine ‘doğru’ Tanrı’yı bulmak için Kitab-ı Mukaddes’i incelemeyi sürdürmüş ve Romalılara Mektup 1:17’de yer alan “kurtuluşun sadece imanla olduğu” ifade­ sinden sonra dinsel kurtuluşa götüren gerçek yolu bulduğuna inanmıştır. Artık Katolik Kilisesinin aklanma adına önerdiği pek çok ibadet ve ritüeli yerine getirmek zorunda değildir. Çünkü bu tecrübe ile “kurtuluşun iyi davranışlar gerekmeksizin sadece iman ile olacağını” keşfetmiştir. Nite­ kim Luther, Katolik Kilisesinin aksine, Tanrı’nın günahkar insanlara, azabından çok bağışlamasıyla karşılık vereceğini ve bu bağışlanmaya da i­badet ve iyi davranışlardan çok kalpteki iman sayesinde ulaşılacağını di­le getirmiştir. Ona göre “insanlar imana, kişisel gayretleri veya başkalarının yönlendirmeleriyle ulaşamazlar; Tanrı, kurtuluşunu takdir ettiği insanın kalbine imanı yerleştirir. Tanrı tarafından dışarıdan bağışlanan iman aracılığı ile günahkar insanlar kurtuluşa ulaşır.” Bu merhametli Tanrı, iman ve kurtuluş öğretisi, kilise ve papanın kurtuluş adına telkin ettikleri ibadet ve iyi davranışların yanı sıra papa ve din adamlarının dinsel aracılıklarını gereksiz duruma getirmiştir. Çünkü kişisel ibadet ve iyi davranışların kurtuluş adına bir etkinliği olmadığından, ayinleri yöneten ruhban sınıfına da ihtiyaç kalmamıştır.

1517′ de halka ilan etmiş ve Protestanlığa giden reform süreci başlamıştır. Luther’in reformasyon süresince savunduğu iki temel düşünce, Tanrı’nın sözünün bütün insanların sözünden daha geçerli olduğu ve kişinin inan­ cının sadece kişi ile Tanrı arasında olduğudur.

Luther 1520 yılında kaleme aldığı reformist metinleriyle Katolik Kilisesinden bütünüyle ayrılmıştır. Bu metinlerde siyasi idarecilerin kili­ senin dünyevi isteklerine karşı koymalarını istemekte, Katolik Kilisesini Hıristiyanları kandırmakla suçlamakta ve dinsel kurtuluş için Kilise’nin önerdiği ibadet ve davranışların aslında gereksiz olduğunu dile getirmektedir. Luther bu aykırı söylemlerinden dolayı 152l’de kilise tarafın­ dan aforoz edilir. Reform hareketinin ilerleyen yıllarında Katolik Kilise­ sinin başındaki papayı artık ‘deccal’ olarak niteleyen Luther, o zamana kadar Kutsal Kitap’ın yorum yetkisinin sadece papaya atfedilmesine de karşı olmuştur. Çünkü Luther için dinsel otorite papa değil Kitab-ı Mukaddes’tir. Dinsel otoritenin papadan alınarak Kitab-ı Mukaddes’e yük­ lenmesiyle papanın dinsel karizmasıyla birlikte Kutsal Kitap’ı yorumla­ ma yetkisi de sarsılmıştır. Luther’e göre her inanan Hıristiyan kutsal met­ ni okuma, anlama ve yorumlama hakkına sahiptir. Bütün Hıristiyanların kutsal metni okuyup anlamaları için de o dönem geçerlikteki Latince yazılı Kitab-ı Mukaddes’i Almanca’ya çevirmiş ve diğer dillere de çevrilmesini telkin etmiştir. Kutsal metnin yanında ibadetlerin de ana dillerde yapılmasını savunan Luther, Almanca ibadet formları oluşturarak Alman Hıristiyanların, ibadetlerini, anlamadıkları Latince’yle değil anladıkları ana dilleriyle yapmalarını önermiştir.

Katolik Kilisesi tarafından Lutherci düşüncenin ortadan kaldırıl­ ması için 1529’da düzenlenen Speyer Meclisi’nde, Luther yanlıları Kili­ se’nin, Luther’i ve düşüncelerini dinsel sapkınlık sayan kararını tanıma­ dıklarını söyleyerek meclisi terketmişlerdir. Bu “kararı tanımama” eyle­ mi, kayıtlara ‘protestatio’ olarak geçtiğinden, o günden sonra Luther yanlıları ‘protestan’ olarak adlandırılmış ve bu niteleme zamanla bütün reform öğretilerini benimseyenler için kullanılmıştır. 1555 yılında da Augsburg Din Barışı’yla Lutheran reformist öğretiler, Protestanlık adıyla Kutsal Roma-Germen İmparatoru tarafından resmen tanınmıştır.

Lutheranizm’in Katolik öğretiden ayrılan en temel söylemi, kutsal metin hakikate ulaştıran tek yetkin otoritedir; papanın dinsel üstünlüğü yoktur, inancıdır. Bu söylemi, bireylerin sadece kendi sorumluluklarıyla Tanrı’ya ulaşma hakkına sahip oldukları ve insanın doğasının ‘düşüş’ ile bozulduğundan, insani irade ve erdemlerin kurtuluş için yetersiz oldu­ ğu inancı izler. Buna göre kurtuluş sadece iman aracılığıyla elde edilir. Bu imana ise Mesihin bağışlayıcı rahmeti sayesinde ulaşılabilir. Sakra­ mentler imanı güçlendirmesi yönüyle değerlidir. Katolik Kilisesinin uy­ guladığı yedi sakramentten sadece ikisi, vaftiz ve evharistiya kutsal met­ ne dayanan sahih sakramentlerdir. Luther ayrıca manastır yaşamına da karşı olmuş ve din adamlarının evlilik yasağına da eski bir rahibe ile ev­ lenerek tepki göstermiştir. Öte yandan Luther dile getirdiği “iki krallık doktrini” ile kilise ile devlet idaresipi eşit şekilde kutsallaştırmıştır. Buna göre kilise sadece kutsal metni anlatma ve sakramentleri yürütme göre­ vini yerine getirecektir; devlet ise Tanrı’nın yeryüzündeki düzen kurma ve idare etme iradesini temsil edecektir. Luther’in bu öğretisi kilisenin devlet idaresine bağlandığı şeklinde anlaşılmış ve Lutheranizm totaliter devlet yapılanmasına teolojik katkı sağlamakla modern çağda eleştiril­miştir. Halbuki Luther, Hıristiyanlığın sadece bir dinsel görüş olduğu ve devlet işlerine karışmaması gereğini savunmuştur.

Hakan Olgun