amerika gazete oku en yeni haberler teknoloji haberleri

Materyalizm nedir? Materyalizm tarihi nedir? Materyalizm felsefesi nedir? İslam’ın Materyalizm’e bakışı!

Materyalizm, adından da anlaşılacağı üzere, maddeyi ezelî kabul edip onu varlığın ve düşüncenin merkezine yerleştiren ve onun ötesinde hiçbir hakikat kabul etmeyen; Allah’ı, âhiret gününü ve diğer inanç esaslarından pek çoğunu reddeden eğilimlerin genel adıdır ki en genel anlamıyla bunlara materyalistler veya tabiatçılar demek mümkündür. Bu düşünce akımına göre madde, değişmeyen tek gerçekliktir ve onun dışında bir gerçeklik mevcut değildir. Dolayısıyla materyalistler maddeyi ezelî, kendine yeterli ve hâricî bir sebebe ihtiyaç duymayan mahiyette kabul edip, kâinattaki her şeyin ve her türlü açıklamanın merkezine yerleştirmişler, her şeyi maddenin sınırları içine mahkûm edip, onun dışında bir hakikat kabul etmemişlerdir.8 Madde ezelî ve yaratılmamış olduğundan, bütün varlık da bu ilk yaratılmamış maddeden meydana geldiğinden, bunun üstünde bir irade edici ve yaratıcı güç de bulunmamaktadır. Materyalizmin temeli, maddeyi ezelî sayıp bunu varlığın başlangıcı ve temeli kabul eden Antikçağ filozoflarına kadar gerilere gider. Bu düşüncelerin sonraları ortaya çıkan pozitivist ve maddeci görüşlere ve ideolojik eğilimlere kaynaklık ettiğini9 söylemek de mümkündür. Evrendeki düzen fikrini reddeden materyalist anlayış, tabiatta olup bitenleri tesadüflerle, kâinattaki değişimi ise evrim ile açıklayarak sonraları ortaya çıkacak evrimci anlayışlara ilham kaynağı olmuştur. Başlangıçtaki ilk ve yaratılmamış maddeyi, ilk patlama ile izah etseler de, bu patlamaya yol açacak enerji birikimine neyin yol açtığını açıklamakta bir hayli zorlanmışlardır. Bu açıdan bakıldığında materyalizm, ateizmin beslendiği temel kaynakların başında gelir.

Maddenin temel yapıtaşı olarak atom/cevherin merkeze alınması anlayışı İslâm düşünürlerinde de mevcutsa da, buradaki cevher yaratılmamış ve değişmeyen bir asıl değil, aksine maddenin tamamı gibi değişken ve dolayısıyla yaratılmıştır.10 Materyalist düşüncenin aksine, İslâm kelâmcıları bu anlayışı, Allah’ın varlığını ispatlamak için ihdas ettikleri hudûs delilinin temeli kabul etmişlerdir. İslâm düşünürlerine göre kâinat, Allah’ın yaratması ile varlık kazanmıştır, ezelî bir madde yoktur ve hatta Gazzâlî’ye göre ezelî ve yaratılmamış bir maddenin varlığını kabul etmek küfrü gerektirir.

Tarihî materyalizmde ezelî bir maddenin varlığı ve her çeşit canlı faaliyetin kaynağı olduğu tezi hiçbir bilimsel araştırma tarafından doğrulanabilmiş değildir. Tam tersine bilim dünyasının ortaya atıp tartıştığı büyük patlama, genişleyen evren görüşleri ve termodinamiğin yasaları, âlemin yaratılmış olduğu tezini destekler mahiyettedir. Çünkü eğer madde, büyük patlama sonucu ortaya çıktı ve ondan önce mevcut değildi ise, bu durumda onun ezelî olabilmesi de mümkün değildir. Ayrıca bu patlamaya neyin yol açtığı ve bu konuda bir muharrike ihtiyaç olup olmadığı ise materyalist düşüncenin açıklamakta zorlandığı bir husustur.

Diğer taraftan, eğer varoluş senaryosu böyle oluşturuldu ise, bunun niçin başka türlü değil de böyle olduğu ve bunun ince bir ayarlanmışlık ya da irade eseri olup olmadığı da materyalistlerin cevaplamaları gereken başka bir husustur. Başlangıçtaki varoluş, materyalistlerin iddia ettiği şekilde olsa bile, bütün bunlar ince nizamı ve düzeni gösterir. Varoluşun, canlılığın meydana gelebileceği tarzda gelişmesi ve başka şekilde olmaması da kasıt ve iradeyi gösterir. Eğer varoluş iddia edildiği gibi, büyük patlama ile gerçekleştiyse, bunun titizlikle seçilmiş ve planlanmış olması gerekiyor. Bu ince planı yapan, kastı ortaya koyan ve mevcudatın olduğu şekliyle meydana gelişini planlayan yüce bir yaratıcıdan başkası olamaz.

Kaldı ki canlılardaki mükemmellik ve nizamı açıklamakta büyük patlama da yetersiz kalmaktadır. Çünkü fizikî varoluşu açıklamada büyük patlamaya sığınsalar bile, insanın mânevî ve ruhî yönünün gelişimini bu şekilde açıklayabilmek de mümkün görünmüyor.

Evrendeki âhengin bir rastlantıyla izahı da son derece ironiktir. Çünkü gündelik hayatımızdan biliyoruz ki hiçbir düzenli iş kendiliğinden olmuyor. Düzenli bir ev titiz bir ev hanımını, çok güzel bir bahçe, mahir bir bahçıvanı ve çok düzenli bir masa ise, onu kullananın titizliğini gösteriyor. Bütün bunların kendiliğinden ve rastgele olduğunu iddia etmek, en basit deyimiyle insanı gülünç duruma düşürecektir. Aynı şekilde belli bir düzen içinde akıp giden gök cisimleri, insanın yaşamasına elverişli biçimde tasarlanmış bir yeryüzü ve bunların karşılıklı uyumu, bütün hepsini bilen ve yaratan bir yaratıcıdan başkasıyla açıklanamaz ve bir rastlantının sonucu asla olamaz. Çünkü hakiki anlamda ancak yaratan, yarattığını bilir.

Canlılar âleminden cansızlara, makro âlemden mikro âleme ilerledikçe varlıklar basitleşmiyor aksine karmaşıklaşıyor. Hücrede, hücrenin kısımlarında, kromozomlarda, genlerde, molekülde, atomda, atomun kısımlarında ve bütün bunların birbirleriyle münasebetlerinde, sayılar çoğalıyor, âlem bir başka yönde ilerliyor, düzen artıyor ve tesadüf kesin olarak ortadan kalkıyor.15 Bunların tesadüfen olması için, ihtimaller oranının sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok olması gerekiyor. Bunu ise bilimsel olarak açıklayabilmek mümkün görünmüyor.