Muzaffer Sarısözen Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Biyografisi

Muzaffer Sarısözen Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Biyografisi

Türk halk müziğinin, Kemalist inkılâpların bir parçası olarak “ulusal” bir Anadolu amalgamı olarak “yaratılması” çalışmalarının öncü ismi, eğitimci ve müzik folklorcusu Muzaffer Sarızözen, Sivas’ta, sanatçı ve âlimler yetiştirmiş bir âile muhiti içinde, Nakşîbendî şeyhi Hüseyin Hüsnü Efendi’nin oğlu olarak dünyâya gelmiş ve ilk mektep tahsilinden sonra Sivas Sultânîsi’nde eğitimini sürdürmüştür. Çanakkale Savaşı dolayısıyla kesintiye uğrayan eğitimini ancak 1922’de tamamlayabilen Sarısözen, 1918 yılında Sivas Sanâyi Mektebi’nde muallim yardımcısı olarak çalışmaya başlamış, 1920 Ağustos’unda tekrar askere alınıp geri döndükten sonra, Mart 1921’de Sivas Muallim Mektebi’ne Türkçe öğretmeni olarak tâyin edilmiştir. 1922’de Sivas Sultânîsi’nden mezun olduktan kısa bir süre sonra Sivas Lisesi’nde mûsıkî muallimi olarak çalışmaya başlayan Sarısözen, 1926’da Dârülelhan tarafından Sivas’a gerçekleştirilen bir derleme gezisinde kendisindeki müzik yeteneğinin keşfedilmesi üzerine İstanbul’a dâvet edilmiş, 1927’de keman eğitimi almak ve nota öğrenmek üzere Dârülelhan’a gelerek buradan 1929’da mezun olmuştur.

Sivas’a döndükten sonra Batı müziğini öğretmek amacıyla bâzı kısa süreli faaliyetleri olan ve 1930’da Ahmet Kutsi Tecer’in Sivas Lisesi’ne tâyin edilmesiyle hem kendisi hem halk şiirimiz için önemli bâzı gelişmelerin içinde yer alan Sarısözen, Tecer’le birlikte Halk Şairleri Koruma Derneği’ni tesis etmiş, bu derneğin kurulduğu 1931 yılının sonuna doğru umûmî kâtipliğini üstleneceği, I. Sivas Halk Şâirleri Bayramı da aynı dernek tarafından organize edilmiştir. Bu kuruluş ve ilk faaliyeti, Âşık Veysel’in de yıldızının parlamasını ve yurt çapında tanınmasını sağlamıştır. Bu etkinliğin broşüründe, notalarıyla berâber “Sivas Halayları” başlıklı yazısı yayınlanan Sarısözen, 1936’da Ankara’ya çağırılarak Konservatuar’ın kuruluş aşamasında, Sivas’tan başlayacak olan derleme gezilerini gerçekleştirecek heyete dâhil edilmiş ve 1938’de Ankara Mûsıkî Muallim Mektebi’nde şan öğretmenliği kadrosuyla müzik arşivi şefliğine getirilmiştir. Bu ilk derleme gezilerinde, Macaristan’da benzer bir işi üstlenmiş olan Béla Bartók da bulunmuştur. Ayrıca 1940’tan îtibâren Ankara Radyosu’nda halk müziği programlarını hazırlayıp sunmaya başlayıp bu radyo bünyesinde Yurttan Sesler Korosu’nu kuran Sarısözen’in gerek kendi çalışmalarıyla gerek içinde bulunduğu ekiplerle berâber on bin civârında türkü derlediği, bâzı özel derleme gezileri yoluyla iki bin civârında halk müziği eserini notalandırarak yok olmaktan kurtardığı bilinmektedir.

1941’de Seçme Köy Türküleri adlı notalandırılmış bir derleme yayınlayan ve çeşitli halk oyunları ile bunlara ilişkin müziklerin derlenmesi konusunda da mühim çalışmalar yapan Sarısözen’in, S. Şenel’den öğrendiğimize göre, 1955’te Doğu Türkistan’dan ve Altaylar’dan göç eden muhâcirlerle yaptığı görüşmeler yoluyla derlediği Altay Türkleri Halk Musıkîsi adında henüz neşredilmemiş bir eseri de bulunmaktadır. 1962’de Türk Halk Musıkîsi adlı eserini neşreden ve burada çeşitli tasnif yöntemleriyle ilk defa yayınlanan müzik örneklerine yer vererek özgün bir başvuru kaynağı oluşturan Sarısözen, mûsıkî kültürümüz için son derece ehemmiyet arz eden bir isim olarak kültür târihimizdeki yerini almıştır.

İ. Y. Yükselsin’in belirttiklerinden yola çıkarak yazacak olursak; Sarısözen, bir taraftan yetiştiği köy muhitinin içinde doğan yerel müzik örneklerini toplamak ve Batı ölçülerinde çok sesli bir Türk müziği inşâ etmek üzere bu eserleri icrâ yoluyla modernize edip millî ölçekte bir repertuvar hâlinde yeniden oluşturmak ve – 1941 yılında dinleyici sayısı salt Ankara Radyosu’nda üç milyona ulaşan – “ulus”a bunu yaymak görevini üstenirken, bir taraftan da çeşitli varyasyonların notalandırılması ve standart bir dil olarak İstanbul Türkçesine ircâ edilmesiyle millî kültür politikalarına uygun bir halk müziği korpusunu, zengin bir müzik birikimini koruyarak milliyetçi bir folklor anlayışının hizmetine sunmuştur. Şüphesiz, radyonun etkin bir araç olarak öne çıktığı ve 1922 – 1952 yılları arasında yürütülen bu çalışmalar, cumhuriyet rejiminin kültürel reform girişimlerinin parçası olarak mütecânis ve modern bir millet yaratma politikasının en etkili faaliyetlerinden biri olarak anılmaya değer büyük işlerdendi.

Göktürk Ömer