Pir Sultan Abdal kimdir?

Pir Sultan Abdal

Alevî – Bektaşî geleneğinin yedi büyük şâirinden biri kabûl edilen Pir Sultan Abdal, “Mağrıptan çıkar görünü görünü / Kimse bilmez evliyanın sırrını / Koca Haydar şâh-ı cihân torunu / Ali nesli güzel imam geliyor” dörtlüğünden anlaşıldığı gibi, Şeyh Haydar’ın torunu ve Şah İsmâil’in oğlu olan Şah Tahmasb’ın zamânında yaşamıştır.  Sivas’ın Banaz köyünde doğan ve “İsmim Koca Haydar aslım Yemen’de” mısrâından aslen Yemenli ve isminin Haydar olduğunu anladığımız Pîr Sultan’ın Hz. Peygamber soyundan gelen bir seyyid olduğu da hemen her din ulusunda gördüğümüz gibi söylenegelmiştir.

Menkıbesine göre, küçük bir koyun çobanıyken bir elinde bâde, diğer elinde elma olan nûrânî bir ihtiyar görür ve onun elinden bâdeyi içtikten sonra elmayı alacakken ihtiyarın ayasındaki beni fark eder ve karşısındakinin Hacı Bektâş olduğunu anlar. Hacı Bektâş ona Pir Sultan mahlasını verip şöhretinin her yere yayılmasını, sazının ve sözünün üzerine saz ve söz gelmemesini dileyerek kaybolur.

Osmanlıların, doğuda yükselen Safevî tehlikesine karşı, onların siyâsî varlığı dışında Osmanlı coğrafyasındaki dinî-askerî odaklarına yönelik mücâdele ettiği bir dönemde bu “hasım” devletin ideolojisiyle hareket eden Pîr Sultan’ın da dikkatleri üzerine çekmesi muhakkaktı. Efsâne, bu konuyu trajik bir dille ele alır: Menkıbesinde Banaz’a gelip kendisini pîr olarak benimseyen bir Hızır’dan bahsedilir. Bu Hızır, kendisinin himmetini ve bu sâyede bir makâma geçmeyi dilemiş, Pir Sultan da “Hızır, vezir olursun; ama gelip beni asarsın” diyerek kerâmet göstermiştir; zîrâ aynı menkıbeye göre seneler sonra Pir Sultan’ı astıran, sonradan Paşa olacak bu Hızır’dır. Gölpınarlı, Hızır’ın kimliğinin net olmadığını söylemekle birlikte bir varsayımda bulunur. Ona göre; 1522’de Köstendil, 1554’te Şam Beylerbeyi olan, 1560’ta Bağdat’a tâyin edilip 1567’de ölen Hızır Paşa’nın, Pir Sultân’ın menkıbesinde geçen Hızır olma ihtimâli vardır. Muhtemelen paşa, Bağdat’a giderken Sivas’taki Pir Sultan hareketini de bastırmıştır. Bugünkü Kepçeli’de, uzun süre Darağacı olarak da bilinen mevkîde îdâm edilen Pir Sultan, yine menkıbesine göre darağacında kendisinden geriye sâdece hırkasını bırakarak yola koyulmuş, peşine düşen kollukları, Kızılırmak’ta üstünden geçtiği köprüyü “Gel köprü!” diye çağırmak sûretiyle batırıp, atlatmış, Horasan’a gidip Şâh’ın huzurunda nefes okuduktan sonra Erdebil’e vararak orada yatıp ölmüştür.

Türk halk edebiyâtının en önemli şâirlerinden sayılan Pir Sultan, kendisinden önceki halk şâirlerinden haberdardır ve onların temel nazım biçimi olan koşmayı çok kullanmış, halk şiiri tekniğinde büyük varlık göstermiştir. Şüphesiz en fazla etkilendiği şâir de Hatâyî’dir (Şah İsmâil). Dili yalın ve kimi zaman kullandığı terkipler halka mâl olmuş, bilindik terkiplerdir. Şiirinde mistik ve metafizik telâkkilerden ziyâde tabiî hâdiseler yer almıştır.

Göktürk Ömer Çakır