Tarih İncelemelerinde Zorluklar – Ali Canip Yöntem

Osmanlı Tarihi - Ottoman History

Türkiye tarihinde on dokuzuncu asır, son derece önemli bir dönemeçtir. O zamana kadar tamamen Asya tarzı ve Ortaçağ’a ait bir müessese olan Osmanlı Devleti içte ve dışta birçok etki ile Batılılaşmaya teşebbüs etti: Siyasî Tanzimat denilen hareketi gerçekleştirdi. Aslında bundan önce de Türkiye’yi Avrupa’ya yaklaştıracak bazı girişimler olmuştu, fakat bunlar sınırlı ve ayrıntı türünden teşebbüslerdi. Neticede Tanzimat’ın içeriğini ifade eden Gülhane Hattı ile Türkiye Doğululuktan Batılılığa yönelmiş oldu. Bu başlangıcı incelemek Asya tarzı hayata tamamen veda eden bugünkü nesil için oldukça gereklidir.

Fakat bu araştırma esaslı olmalı, yarım yamalak incelemeler ve bu tür incelemelere dayanan eserler faydasız hatta zararlıdır. Kanaatime göre on dokuzuncu asır Türkiye’sini –başka bir tabirler Tanzimat hareketiyle neticelerini– açık bir şekilde görebilmek için daha öncelere bakmak zaruridir: Çünkü on dokuzuncu asır, kendisinden önceki asırlara karşı bir “aksu’lamel (tepki)”dir. Bu tepkinin içeriğini tam manasıyla anlamak, geçmiş dönemlerin şümullü bir şekilde anlaşılmasına vasıtadır: Türkiye’nin geçmişteki siyasî, idarî, iktisadî, dinî teşkilatı nelerdi? Düşünceye veya güzel sanatlara dair kurumları hangi esaslara ve ne şekilde dayanıyordu? Hâlâ etraflıca araştırılmamış olan bütün bunların ve bunlara ait ayrıntıların içeriği bilinmeden tepkisini incelemeye kalkmak mümkün değildir.

Vakanüvis ve özel tarihlerimizin kıymeti malumdur. Bunlardan bazı genel hususlara ait bilgiler elde etmek mümkün olmakla beraber yetersizliklerinin derecesini de söylemek gereksizdir. Hazinei Evrak (devlet arşivleri) belgelerinden bugüne kadar yalnız hicrî onuncu asra ait olanlardan birazı toplanmış ve yayınlanmıştır. Hazinei Evrak’ta mevcut her satır gözden geçirilmeli ve önemi bireysel bir karara bırakılmaksızın yayınlanmalıdır.

Geçmişte millî teşkilatımızla dinî teşkilatımız birbirine girift bir halde bulunduğundan sadece Hazinei Evrak’ta korunanların ortaya konulması da yeterli değildir. Bütün Şeyhu’lİslâm Defterleri ve İstanbul Kadılığı Evrakı ciltler halinde tarih araştırmacılarının önünde durmalıdır. On ikinci asır biyografi yazarlarından meşhur Şeyhî Efendi, çok değerli bir eser olan üç ciltlik Vekâyii’lFudalâ’sını özellikle Şeyhu’lİslâm Defterlerini incelemek suretiyle kaleme almıştır. Ondan sonra kimse bunları incelemediği için 1143/1730 senesinden sonraki meşhurların biyografileri çok eksik kalmıştır. İstanbul Kadılığı Evrakının yayınlanması daha önemlidir: Bu sayede geçmişin birçok karanlık noktaları aydınlanacak, içtimaî, idarî, iktisadî, ilmî hayatımızın çepeçevre gözlemlenmesi mümkün olacaktır.

Eski kütüphanelerin köşe bucaklarında kalmış bazı eserler, dergiler ve hatta kitapların şurasına burasına gelişi güzel yazılmış beş on satır, birçok hâdise veya şahıs hakkında bizleri aydınlatacaktır. Resmî veya gayri resmî bir amaç için memleketimize gelen yabancıların kaleme aldıkları raporlar, mektuplar, hatıralar, seyahatnameler ve türlü türlü kitaplar da aynı şekilde bize mazimizi izah edecek içeriğe sahiptirler.

Eski vezirler, âlimler, müellifler, şairler ekseriya mektuplarını toplamışlar, Münşât’lar vücuda getirmişlerdir. Bunların da incelenmeleri bize birçok bilgi verecektir. Tanzimat devrini araştırmadaki bir diğer zorluk da sonraki dönemlerin vezirleri, âlimleri, müellifleri, şairleri yazılarını çoğunlukla tam olarak toplamamış olmalarıdır. Örneğin Bir Türk Diplomatının Evrakı Siyâsiyyesi gibi eserlerle, yine mesela Muallim Naci’nin Mektuplarım’ı, denize nispetle birer damla hükmündedirler. Eski adamların el yazılarını bulabiliyoruz. Eski mürekkeplerin silinmeden kalmadaki dayanıklılıkları malumdur. Sonraki dönem adamlarına ait kâğıtlar hiçbir hasara uğramamış olsa bile durduğu yerde yazıları kendi kendine kaybolur: Yani mürekkep uçuyor! Dolayısıyla mesela Tanzimat devlet adamlarının el yazılarından, korumaya alınanlarını bugün tamamen okuyabileceğimizi zannetmiyorum.

Hicri 1247/1831’den itibaren Türkiye’ye gazetecilik girmiştir. Türkçe olarak –içerde, dışarıda– yayınlanan gazeteleri istisnasız toplamak, bunlara bütün dergileri, risâleleri eklemek de on  dokuzuncu asır Türkiye’sini anlamak ve yazmak için elzemdir. Eski kütüphanelere girince geçmiş devirlere ait hemen her kitabı bulmak mümkündür. Fakat halen yeni yayınları içeren bir kütüphanemiz yoktur. Eski eserlerimize dair bibliyografik malumatımız mevcuttur. Bu tür malumatı olmayanlar da kolayca elde edilebilirler. Fakat son devrin bibliyografyası yoktur. Buna bağlı olarak yeni yayınları inceleyebilmek de zordur. Demek oluyor ki on dokuzuncu asır, kendisinden önceki asırlara göre daha bilinmezdir ve doğal olarak da araştırılması daha güçtür. Böyle bir devrin tarihini yazmaya kalkışmak da insanı hüsrana uğratır. Yapılacak şey; bu önemli asrı anlamak için bir taraftan, daha eski asırları incelemeye çalışmak, diğer taraftan da bu asrın tarihine esas olacak vesikaları toplamaktır. Bu işlere ise bizim çalışmamız, bizim ömrümüz kâfi gelmez. On dokuzuncu asır Türkiye’sinin tarihini ancak bizden sonraki nesil yazabilecektir. Biz, o neslin gayretini karşılıksız bırakmayacak olan vesikaları, yayınları toplayabilirsek çok büyük bir iş yapmış oluruz.

Hazırlayan: Prof. Dr. Şaban Öz

SAMER