amerika gazete oku en yeni haberler teknoloji haberleri

Uhud Savaşında Kadınlar! Uhud Savaşına Katılan Kadın Sahabeler Kimler? Uhud Savaşında Kadınların Rolü Nedir?

Uhud Savaşı’nda Müslüman ordusundaki hanım sahâbîlerin görev ve sorumluluklarına geçmeden aynı savaşta Mekkeli müşriklerin ordusunda yer alan kadınları ele almamız konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Uhud Savaşı’nda Hind bint Utbe, Ümeyye bint Sa’d, Berze bint Mes’ûd Sakafî, Beğûm bint Mu’azzil b. Kinâne, Sülâfe bint Sa’d b. Şüheyd, Ümmü Cüheym bint Hâris, Fâtıma bint Velîd, Hind bint Münebbih, Hunâs bint Mâlik, Remle bint Târık, Ümmü Hâkim bint Târık, Kuteyle bint Amr, Duğuniyye, Amre bint Hâris adlı on dört kadının eşleri ve akrabalarıyla beraber müşrik ordusuna katılmışlardır.

Mekkeli müşrikler Uhud Savaşı’na kadınlarla birlikte katılmışlardır, fakat kadınların Müslümanların eline geçmesinden de endişe duymuşlardır. Bu sebeple kadınları güvence altına almak için, Hz. Peygamber’in annesinin kabrini kazmayı ve kemiklerini almayı planlamışlardır. Ebû Süfyân ve diğerlerinin karşı çıkmasıyla bundan vazgeçmişlerdir.

Mekkeli kadınlar deflerle birlikte yola çıkmışlardı. Onları savaşa teşvik ediyor ve konakladıkları her yerde Bedir’de öldürülenleri hatırlatıyorlardı. Kureyş kadınlarının o gün eşleriyle beraber savaşılmasıyla ilgili Ümmü Umâre şunları söylemiştir: “Allah’a sığınırım; onlardan bir kadının bir ok ya da taş attığını görmedim. Fakat onlarda defler ve davullar vardı. Onlara vuruyorlar ve Bedir’de öldürülenleri Kureyş’e hatırlatıyorlardı.” Erkekleri cesaretlendirme görevini üstlenen Mekkeli kadınlar ise, bir adam geri çekildikçe ya da geri kaldıkça o kadınlar ona sürmelik ve mil veriyor ve üstü kapalı bir şekilde onlara “Sen ancak bir kadınsın” diyorlardı. Yani Kureyş kadınları orduya hem şiirlerle destek olmuş hem de kaçmaya çalışanları engellemeye çalışmışlardır.

Orduya psikolojik destek sağlayan Mekkeli kadınların yanı sıra, savaş meydanında erkeklerle beraber savaşan kadınlar da vardı. Bunlardan biri olan Âmre bint Hâris Mekkelilerin bozguna uğrayıp bayraktarları vurulduğu esnada sancağı kaldırmış ve ordunun dağılmasını engelleyerek onları etrafına toplamayı başarmıştır. Hassân b. Sâbit, savaşın akışını değiştiren bu kadınla alakalı, savaş esnasında eğer Âmre bint Hâris olmasaydı, onlar çarşılarda getirilmiş satılık malların satışı gibi satılacağını söylemiş ve bu olay üzerine yazmış olduğu şiirde Ehabiş Kabilesi kadınlarının erkeklerden daha cesur olduğunu ifade etmiştir.

Hind bint Utbe, Bedir savaşında öldürülen babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe’nin intikamını alıncaya kadar ağlamayacağına, koku sürünmeyeceğine ve eşinin yanına yaklaşmayacağına dair yeminler ederek yeni savaş için hazırlıklar yapmaya başlamıştır. Öfke, hırs ve intikam duygusuyla çok büyük bir arayışa giren Hind, Vahşî b. Harb adındaki usta bir mızrak atıcısına mükâfatlar vadederek onu savaşması için ikna etmiştir. Vahşî, savaş meydanına insanlarla birlikte çıkmış ve Hz. Hamza’yı gözetlemek ve güçsüz anında onu öldürmek için fırsat kollamaya başlamıştır. Hind bint Utbe, Vahşî’nin her yanından geçtiğinde ona “Ey Ebû Demse! Bizi de rahatlat; sen de rahatla!” şeklinde telkinlerde bulunmuştur. Böylece savaş meydanında onun alacağı mükâfat ve kavuşacağı özgürlüğü hatırlatarak, onu, Hz. Hamza’yı öldürmeye teşvik etmiştir.

Uhud Savaşı’nda Hint bint Utbe beraberindeki kadınlarla def çalmış ve “her kesici şeyle vurun” şeklinde şiirler söyleyerek orduyu cesaretlendirmesinin yanında savaş meydanında erkekler gibi savaşmış ve müsle yaparak diğer kadınları da bunu yapmaya teşvik etmiştir.

Hind bint Utbe ve yanında bulunan kadınlar şehit müslümanların kulaklarını ve burunlarını kesmiş, hatta onun burada erkeklerin burunlarından ve kulaklarından halhal ve gerdanlık yaptığı rivayet edilmiştir. Bunlarla yetinmeyip Hz. Hamza’nın ciğerini yarmış ve çiğnemiştir. Yüksek bir tepenin üstüne çıkıp, “Biz, sizi Bedir gününe karşılık cezalandırdık” şeklinde şiirler okumuştur.

Mekke ordusundaki kadınlar, Arap geleneklerinde olduğu gibi şiirler okuyarak ve ikna edici konuşmalar yaparak erkekleri cesaretlendirmişlerdir ve erkeklere Bedir’de öldürülenleri hatırlatarak, şiirler okuyarak onlara psikolojik destek sağlamışlardır.

Uhud Savaşı’na Müslümanların ordusunda ise Hz. Peygamber ile beraber on dört kadının katıldığı bilinmektedir. Bu kadınlar gerek savaştan önce gerekse savaş meydanında orduya yardımcı olmuş ve savaşın kazanılması için ellerinden geleni yapmışlardır. Uhud Savaşı’ndaki kadınların görev sorumluluklarını hem savaş öncesinde üstlendikleri sorumluluklar hem de savaş esnasındaki sorumluluklar olmak üzere iki başlık altında inceleyeceğiz.

Savaştan Önce Hanım Sahâbîlerin Rolü

Câhiliye döneminin aksine Hz. Peygamber döneminde hayatın içinde olan kadının savaş hazırlıkları devam ederken hiçbir görev almadığını düşünmek yanlış olacaktır. Yemekten, zanaatkârlığa, el işlerine, ticarete, eğitime her alan da gördüğümüz kadın savaş hazırlıkları sürerken de aynı sorumluluk duygusuyla kırbaların ve kılıç kınlarının dikiminde, hayvanların bakımında erkeklerin hazırlık sürecinde aktif olarak görev almıştır.

Bunların yanında erkeklerin psikolojik olarak savaşa hazırlanmasında da yine kadınlar devreye girmiş ve onları cesaretlendirip savaşa teşvik etmişlerdir. Uhud Savaşı’nda Kuzmân adında bir erkek savaştan geri kalmıştı. Sabah olduğunda onu gören kadınlar onu ayıplamış ve ona “Ey Kuzmân! Erkekler çıktılar, bir tek sen kaldın. Yaptığından utanmıyor musun? Sen ancak bir kadınsın. Kavmin savaş için çıktı, sen evde kaldın.” diyerek onu kışkırtılar. Kuzmân da bu sözlerin üzerine eve gidip savaş için hazırlandı. Kuzmân olayında da olduğu gibi hanımlar, savaşa hazırlanan, cesaretsizlik gösteren erkekler üzerinde de etkili olmuşlar ve onları savaşa katılmaya teşvik etmişlerdir.

Savaş Esnasında Hanım Sahâbîlerin Rolü

Hanım sahâbîler savaş esnasında birçok görev üstlenmişlerdir. Üstlendikleri bu görevleri çarpışma, hasta ve yaralıları tedavi etme, yemek yapma, su dağıtma, kırba dikme, şiir ve hitabet yoluyla erkekleri cesaretlendirip düşmana cevap verme, şehit ve yaralıları taşıma, konaklama yerindeki eşyaları koruma başlıklar altında tek tek inceleyeceğiz.

Çarpışmaya Katılma

Savaşlarda Müslüman kadınlar geri hizmetlerde birçok görevi üstlenmelerinin yanında Uhud Savaşı’na bilfiil dâhil olmuşlardır. Erkekler gibi savaş meydanına çıkıp ellerindeki kılıçlarla oklarla düşman ordusuyla çarpışmışlar ve yaralansalar dahi savaşmaktan geri durmamışlardır. Bu Müslüman kadınlardan biri olan Ümmü Umâre, İkinci Akabe Biatı’nda hâzır bulunmuş olan iki ensâr kadınından birisi olup Uhud, Hayber ve Huneyn savaşlarına katılmıştır.

Ümmü Umâre, Benî Mâzin b. Neccâr’dan Nesîbe bint Ka’b b. Amr b. Avf b. Mebzûl b. Amr b. Ganm’dır.116 Bedir Savaşı’na katılan Abdullah b. Ka’b’ın ve Bekkâîlerden biri olan Ebû Leylâ Abdurrahman b. Ka’b’ın annebaba bir kız kardeşi olan Ümmü Umâre, önce Zeyd b. Âsım b. Amr b. Avf b. Mebzûl b. Amr b. Ganm b. Mâzin b. enNeccâr ile evlenmiş ve ondan, her ikisi de Hz. Peygamber’in sahâbîsi olan Abdullah ve Habîb’i doğurmuştur. Ümmü Umâre Müslüman olmuş, Akabe Biatı gecesinde hazır bulunmuş, Hz. Peygamber’e biat etmiş ve Uhud Savaşı’nda önce yaralıları su dağıtmak istemiş, Müslümanların bozguna uğradığını görünce de, kendisi, kocası ve oğullarıyla birlikte Hz. Peygamber’in önünde savaşmış, ağır yaralar almıştır.

Ümmü Umâre bint Ka’b, Uhud Savaşı’na eşi Gaziyye b. Amr ve iki oğlu ile birlikte katıldı. Yaralılara su dağıtmak düşüncesiyle günün erken vaktinde kendisine ait küçük su kırbasını alarak onlarla birlikte yola çıktı. O gün savaştı, güzel bir imtihana tabi oldu. Mızrak dokunuşu veya kılıç darbesiyle on iki yerinden yaralandı. Ümmü Sa’d bint Sa’d b. Rebî onu şöyle anlatıyor: “Ümmü Umâre’nin yanına girdim ve “Bana Uhud Savaşı’ndaki olayını “anlat.” dedim. O da şöyle anlattı: Günün ilk vaktinde Uhud’a gittim. İnsanların yaptıklarını izliyordum. Yanımda içinde su olan bir kap vardı. Resûlullah’ın yanına gittim. Ashâbıyla birlikteydi. Üstünlük ve hâkimiyet Müslümanlardan yanaydı. Müslümanlar bozguna uğrayınca, savaşmaya, Resûlullah’ı kılıçla korumaya ve yayla ok atmaya başladım. İnsanlar bozguna uğrayarak kaçışıyorlardı. Allah Resûlü kalkanımın olmadığını gördü. Yanında kalkanı olduğu halde kaçan bir adam gördü. Kalkan sahibine, “Ey kalkan sahibi! Kalkanını savaşan birine bırak!” dedi. Adam kalkanı bırakınca ben, onu aldım ve Hz. Peygamber’i kalkanla korumaya başladım. Başımıza gelenler süvari grup yüzündendi. Eğer bizim gibi kahramanlık gösterselerdi, onları yenerdik inşaallah. Atlı bir adam gelip bana bir darbe vurmak istedi. Ben ona kalkanla karşılık verdim, kılıcı bir şey yapamadı. Adam kaçtı. Ben de atının bacağına bir darbe vurdum. Adam sırtüstü yere düştü. Hz. Peygamber: “Ey Ümmü Umâre’nın oğlu! Annene, annene yardım et!” diyerek seslendi. Oğlum bana yardım edince müşriki öldürdüm. Müslümanlar, Resûlullah Aleyhisselam’ın yanından uzaklaştıkları zaman, İbn Kamîa: “Bana Muhammed’i gösteriniz! Eğer o kurtulursa ben kurtulmam” diyordu. Bunun üzerine ben, sancaktar Mus’ab b. Umeyr, Hz. Peygamber’in yanında sebat eden bazı sahâbîler, Hz. Peygamber’in önüne gerildik. İşte o zaman İbn Kamîa kılıcıyla vurup beni de ağır şekilde yaraladı. Ben de ona kılıçla darbeler indirdim. Fakat Allah düşmanının üzerinde iki kat zırh gömlek bulunuyordu. Ümmü Umâre Hatun’un on iki ya da on üç yerinde yarası vardı. En büyüğü be en ağırı ise İbn Kamîa’dan aldığı omuz yarası olup, bir yıl onun tedavisiyle uğraştı. Hz. Peygamber onun omzundan aldığı yarayı görünce, oğlu Abdullah’a: “Annenin yarasını sar. Ev halkınızı Allah mübarek kılsın! Senin annenin makamı filan ve filanların makamından hayırlıdır. Senin makamında filan ve filanların makamından hayırlıdır. Allah sizin ev halkınıza rahmet etsin!” buyurdu.

Ümmü Umâre’nin omzundan aldığı yara en büyük yarası idi ve tedavisi bir yıl boyunca devam etmişti. Uhud Savaşı’ndan sonra Hz. Peygamber Hamrâülesed Savaşı’na çağrıda bulununca, Ümmü Umâre yarasının üzerine bezler bağlayarak savaşa katılmak istemiş, fakat çok kan kaybı olduğundan savaşa katılamamıştır.

İman sahibi, cesur insanlar arasında yer alan Ümmü Umâre, Hz. Peygamber’in övgü ve takdirlerini kazanmış ve Hz. Peygamber onun için şunları söylemiştir: “Uhud günü, sağıma, soluma döndükçe ancak Ümmü Umâre’nin savaştığını görürdüm!” buyurmuştur.

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde ona gelen eteklik kumaşların en güzelinin kime verileceği konuşulurken orada bulunanlardan biri: “Bu eteklik çok kıymetlidir. Bunu, Abdullah b. Ömer’in hanımı, Ebû Ubeyd’in kızı Safiyye’ye göndersen iyi olur. Çünkü o, daha yeni gelin olmuştur. Böyle bir şey onu sevindirir.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer ise: “Bu etekliği Ka’b’ın kızı Ümmü Umâre’ye göndereceğim. Bu, ona lâyık. Resûlullah’ın Ümmü Umâre hakkında şöyle buyurduğunu işittim: “Hangi tarafa dönsem, Ümmü Umâre’nin beni korumak için savaştığını görüyordum.” Cesaret sahibi biri olan Ümmü Umâre’nin savaş esnasında gösterdiği başarılar her zaman Hz. Peygamber ve ashâbı tarafından övülmesine ve takdir edilmesine sebep olmuştur.

Hasta ve Yaralıları Tedavi Etme

Araplar arasında iki tür tedavi yöntemi mevcuttu. Bunlardan birincisi, kâhinler tarafından yapılan okuyup üflemeye ve sihir büyü yapmak, ikincisi ise; ilaçlarla tedavi yapmaktı. İslâm bu iki tedavi yöntemlerinden birincisini yasaklamasıyla insanlar ikinci tedavi yönteminde kendilerini geliştirmişlerdir. Sadece erkekler değil hanımlarda sağlık hizmetlerinde oldukça başarılı olmuşlardı. Göz hastalıklarında bilgi sahibi Evd oğullarının soyundan olan Zeyneb ve Ümmü Enmâr o dönemin ünlü sağlıkçılarından sadece ikisi idi.

Toplumda ebelik, doğum sonrası çocuk bakımı, hayvan ısırıklarının tedavisi, sağlık ve güzellikle ilgili bakımlar, yaralananların tedavisi, bademcik alma gibi cerrahi müdahaleler konusunda kendilerini geliştirmiş olan hanımlar da bilgilerinin ışığında savaşlara katılmışlardır.

Bedir Savaşı’na katılmalarına izin verilmeyen hanımlar, Uhud Savaşı için hazırlıklar başladığında savaşta erkeklere yardımcı olma isteğiyle tekrar Hz. Peygamber’in yanına gelmişlerdir. Bu teklifi Hz. Peygamber’e ileten kişilerden biri de Ümmü Seleme’dir. Ümmü Seleme’nin asıl adı, Hind bint Ebû Ümeyye’dir. Ebû Ümeyye’nin ismi Süheyl Zâdü’rrekab Muğîre b. Abdullah b. Ömer b. Mahzûm’dur. Annesi Âtike bint Âmir b. Rebî’a b. Mâlik b. Alkame Cidlü’ttı’ân b. Firâs b. Ganm b. Mâlik b. Kinâne olup Ebû Seleme ile evlenmiştir. Eşi İslâm’ı kabul eden on birinci, kendisi ise on ikinci kişidir. Aileleri, İslâm dinini kabul etmelerine karşı çıktığından dolayı Habeşistan’a hicret eden kişiler arasında yer almışlardır. Uhud Savaşı’nda eşi aldığı darbe yüzünden hastalanıp vefat etmiş ve sonrasında Hz. Peygamber ile evlenmiştir.

Ümmü Seleme Uhud Savaşı’ndan önce izin istemek için Hz. Peygamber’in yanına gelmiş, “Ya Resûlullah! Seninle beraber savaşa çıkayım mı?” diye sorunca, Resûlullah:” Ey Ümmü Seleme! Cihâd kadınlara farz kılınmadı.” buyurdu. Ümmü Seleme: “Yaralıları tedavi eder, göze ilaç yapar ve su dağıtırım” deyince, Hz. Peygamber: “Tamam öyleyse savaşa çık” buyurmuştur. Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’den izin alınca eşi Ebû Seleme ile beraber savaşa katılmış ve savaş sürecinde yaralıları tedavi etmiştir.

Baskılar üzerine Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalan Ümmü Seleme orada kaldığı süre boyunca bazı tedavi yöntemlerini öğrenmiş ve tıpla ilgili bilgiler edinmiştir. Bu sebeple edindiği bilgilerle savaşta yaralılara yardım edebileceğini düşündüğünden dolayı Hz. Peygamber’den izin istemiştir.

Ümmü Kücce, eşi Ensâr’dan Evs b. Sâbit ile beraber Uhud Savaşı’na katılmıştır. Ümmü Kücce’nin ismi Ümmü Kahle olarak da kaynaklarda geçmektedir. Üç kızını geride bırakarak savaşa katılan Ümmü Kücce savaşa giderken yanına yaraları sarmak için sargı bezleri götürmüştür. Bu sebeple onun sağlık konusunda bilgi sahibi olduğu ve orduya bu şekilde destek olmuş olabileceği çıkarılmaktadır. Aynı zamanda Uhud Savaşı’nda eşini kaybedince erkek çocuğu olmadığından, eşinin mirasından mahrum kalmıştır. Arap toplumunda kız çocuklar ve eş mirastan bir pay alamazdı. Bu sebeple durumunu anlatmak için Hz. Peygamber’in yanına gelmiş ve Nisâ sûresinin yedinci âyetinin gelmesiyle mirastan kendisi ve kızları pay almışlardır.

Yapılan savaşlarda kadınların en aktif olduğu alanların başında sağlık hizmetleri gelmektedir. Yaralıları tedavi etmek için Uhud Savaşı’na on dört kadının katıldığı ve savaşa giderken Ümmü Umâre’nin yanına sargı bezleri götürdüğü rivayet edilmektedir.

Hz. Âişe de Hz. Peygamber ile beraber Uhud’a katılmış ve harp meydanında cesur bir hasta bakıcı olarak görev yapmıştır. Hz. Âişe’nin savaşa katılan hanımlar arasında en genci ve halk sağlığı konusunda çeşitli bilgilere sahip olanlarından olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Hz. Âişe sosyal hayatta olduğu gibi savaşlardaki tedavilerde önemli görevler üstlenmiştir.

Hz. Âişe sağlıkla ilgili bilgilerini Hz. Peygamber’in yanında öğrenmiş ve kendini geliştirerek birçok konuda bilgi sahibi olmuştur.130 İnsanlar bazı hastalıklarını çözmek ve Hz. Âişe’nin tecrübelerinden faydalanmak için Hz. Âişe’nin ilerleyen yaşlarında kapısını çalmışlardır. Edindiği bilgiler ışığında Hz. Âişe humma hastalığının tedavisinde soğuk suyun kullanılmasını önermiş, hastaların acılarının su ile dindirilmesini tavsiye etmiştir. Kilolu insanları uyarması, aç karna hurma yenmesini tavsiye etmesi, dağlama yapılmaması gerektiğini söylemesi, bademciğin ezilerek yapılan tedavisinin yanış bir uygulama olduğunu bunun yerine burundan ilaç alınması gerektiğini açıklaması, büyü ve üfürüğün yerine ilaçla tedavinin yapılması gerektiğini söylemesi onun bu konulara ne kadar hâkim olduğunu göstermektedir. Hz. Âişe’nin sağlık alanında sahip olduğu bilgilerle ilgili Urve adındaki kişi ona: “Tıp ilmini nereden ve nasıl öğrendin?” diye sorduğunda şöyle cevap vermiştir: “Ömrünün sonlarında Hz. Peygamber hastalanınca her taraftan kendisine heyetler gelir ve tedaviyle alakalı tariflerde bulunurlardı ve ben de o şekilde tedavi ederdim, işte buradan biliyorum.” Öğrenmiş olduğu bilgileri yer yer insanlara anlatır, gerektiği durumlarda da kendi uygulardı. Hz. Âişe genç yaşta cesurca Uhud Savaşı’na katılmış ve yaralıları tedavi için yardımcı olmuştur.

Hz. Peygamber’in zevcesi Âişe, Uhud Savaşı devam ederken savaş hakkında haber almak için bir grup kadınla birlikte yola çıktı. Âişe, Benî Hârise yurdundan vadiye doğru iniyordu. Nihayet Harre’nin yol kavşağına geldiğinde Abdullah b. Amr ve kardeşi Amr b. Hâram’ın kız kardeşi Hind bint Amr b. Hâram’la karşılaştı. Kendisine ait bir deveyi güdüyordu. Eşi Amr b. elCemûd, oğlu Hallâd b. Amr ve kardeşi Ebû Câbir Abdullah b. Amr b. Hâram cenazeleri devenin üzerindeydi. Hz. Âişe, “Yanında bir haber var mıdır, arkanda ne var?” dedi. Hind, “Hayırdır; Resûlullah sağ salimdir. O sağ olduktan sonra her musibet küçüktür.”

Hz. Âişe’nin Medine’ye dönen kadınlara Müslümanlar hakkında bilgiler sorduğuna dair rivayetlerden yola çıkan tarihçiler, onun Uhud’a katılmadığı sonucuna varmışlardır. Bu rivayetin kabul edilmesi, Hz. Âişe’nin savaşa katıldığına dair rivayetler yok saymak anlamına gelir. Oysaki yaralıları Medine’ye götürenler arasında yer alması ve Müslümanların savaşla ilgili son durumlarını bilmediğinden dolayı sorular sorduğunu kabul etmek gerekir.

Hadis râvilerinden Dubâa bint Hâris’in kardeşi olan Ümmü Atiyye de yaralıları tedavi konusunda bilgi sahibi hanımlardan biriydi. Ümmü Atiyye’nin kaynaklarda geçen adı Nüseybe bint Hâris elEnsâriyye’dir. Nüseybe olan adının Nesîbe olarak okunması sebebiyle onu Nesîbe bint Kâ‘b ile karıştırmışlardır. Medineli ilk Müslümanlardan olup hicretten hemen sonra Müslüman olmuş ve kendisinin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber ile beraber yedi savaşa katılmış ve yaralıları tedavi etmiştir.

Hz. Peygamber’e babasından miras kalan dadısı Ümmü Eymen de Uhud’a katılan hanımlardandı. Ümmü Eymen Bereke bint Sa‘lebe b. Amr Habeşiyye, savaşın en şiddetli anlarında Hz. Peygamber’in yanında bulunmuş ve yaralıları tedavi ederek onların yaralarını pansuman etmiştir. Nakledilen rivayetlere göre Ümmü Eymen’e savaş esnasında Hibbân b. elArika bir ok attı. Ok arkadan Ümmü Eymen’in eteğine isabet etti ve eteğini üzerinden kaldırdı. Adam aşırı bir şekilde gülmeye başladı. Bu durum Hz. Peygamber’in zoruna gitti. Bunun üzerine Sa’d b. Ebû Vakkâs’a demiri olmayan bir ok verdi ve “At” dedi. Sa’d’ın attığı ok Hibbân’ın boğazına saplandı; Hibbân sırt üstü yere düştü ve avreti ortaya çıktı. Sa’d dedi ki: “O gün Hz. Peygamber’in azı dişler görününceye kadar güldüğünü gördüm.” Sonra Hz. Peygamber, “Sa’d, kadının intikamını aldı. Allah senin duanı kabul etsin ve atışını isabet ettirsin.” dedi. Aynı zamanda Ümmü Eymen, Uhud Savaşı’nda Müslümanların dönüp Medine’ye gitmek istediklerini görünce yerden toprak alıp yüzlerine saçmaya başlamış ve onlara “İşte dikişnakış! İşte kılıcın!” diyerek onları cesaretlendirip savaşa döndürmek istemiştir. Ümmü Eymen hem sağlık alanında hem de içlerine korku düşüp kaçan ve kaçmayı düşünen erkekleri geri döndürmeye çalışmıştır.

Hazrec kabilesinin Neccâr koluna mensup olan Ümmü Süleym bint Milhân b. Hâlid b. Zeyd b. Harâm b. Cündeb b. Âmir b. Ganm b. Adî b. enNeccâr, Hz. Peygamber’e biat etmiş ve Uhud Savaşı’nda yararlı işler yapan Müslümanlardan biri olmuştur. İsmi elGumeysâ’dır. Ancak İsminin Rümeyse, Sehle, Üneyfe, Rümeysâ, Ramîsâ olduğuyla ilgili çeşitli rivayetler de vardır. Uhud harbinde mücahitlere hizmet etmiş, kocası Ebû Talha, Hz. Peygamber’i korumakla meşgul iken Ümmü Süleym’de Uhud Savaşı’nda yaralıları tedavi etmiştir.

Hamne bint Cahş, b. Riyâb b. Ya’mer b. Sabire b. Mürre b. Kebîr b. Ganm b. Dûdân b. Esed. Annesi, Ümeyme bint Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay’dır. Yani Hz. Peygamber’in halası Ümeyme bint Abdülmuttalib’in kızıdır. Hz. Peygamber’in Medine’de Hamne’nin kız kardeşi Zeyneb ile evlenmesi sebebiyle baldızı olmuştur. Hamne bint Cahş, Uhud Savaşı’na kocası Mus’ab b. Umeyr ile beraber katılmış ve yaralıları tedavi etmiştir. Uhud Savaşı’ndan dönenlere kimlerin şehit olduğunu soranlar arasında Hamne bint Cahş’ın isminin geçmesi savaşa katılmadığı düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Oysaki Hamne’nin Uhud’a ve Hayber’e katıldığı ve yararlı işler yaptığına dair rivayetler daha güçlüdür. Hamne bint Cahş bilgi ve birikimini savaşlarda olsun veya olmasın insanların sıhhati için kullanmıştır.

Uhud Savaşı’nda yaralıları tedavi eden hanımlardan bir diğeri de Rübeyyi bint Muavviz idi. Rübeyyi bint Muavviz b. elHâris b. Rifâ’a b. elHâris b. Sevâd b. Mâlik b. Ganm b. Mâlik b. enNeccâr. Annesi, Ümmü Yezîd bint Kays b. Za’ûrâ b. Harâm b. Cündeb b. Âmir b. Ganm b. Adî b. enNeccâr’dır. Rübeyyi, Benî Leys’ten İyâs b. elBükeyr ile evlenmiş ve ondan Muhammed b. İyâs’ı doğurmuştur. Rübeyyi Müslüman olmuş ve Hz. Peygamber’e biat etmiştir.

Rübeyyi bint Muavviz’in hangi savaşa katıldığına dair kesin bilgi olmamakla beraber kendisinden nakledilen “Savaşta Hz. Peygamber ile beraberdik. Su dağıtıyor, yaraların yaralarını sarıyor, şehitleri savaş alanının dışına taşıyorduk.” ifadelerinden onun Uhud’a katıldığını söyleyebiliriz. Hz. Peygamber sağlıkla ilgili bilgiler danışmak için Rübeyyi’yi sık sık ziyaret etmiş ve savaşlardaki yardımları sebebiyle de ona hediyeler sunmuştur. Rübeyyi ilaç hazırlamak için Esmâ bint Muharribe adlı bir hanımdan bazı şifalı otlar aldığı ve bunları ilaç yapımında kullandığı bilinmektedir. Ayrıca Rübeyyi’nin maddî durumunun iyi olmasının sebebi olarak da sağlık hizmetlerindeki başarısı gösterilebilir.

Bedir Savaşı’na katılmak isteyip katılamayan Ümmü Harâm, Uhud savaşına kız kardeşi Ümmü Süleym ile beraber katılmış ve yaralıları tedavi etmiştir.

Hz. Peygamberle beraber Uhud Savaşı’na katılıp tıp alanında kendini geliştirmiş hanımlardan bir diğeri de Leyla Gifârî’dir. Kendisinden nakledilen rivayette savaşa katıldığını şöyle ifade eder: “Hz. Peygamber ile beraber, ben de savaşa gittim. Yaralıların yaralarını sarıyordum.”

Yaralanan Müslümanları tedavi etmek için Medine’den geldiği rivayet edilen hanımlardan biri de Hind bint Amr’dır. Hind bint Amr b. Harâm b. Sa‘lebe elEnsâriyye esSelemiyye’dir. Medine’nin iki büyük kabilesinden biri olan Hazrec’in Benî Seleme kolundan olup Uhud Savaşı’nda şehid düşen Abdullah b. Amr b. Harâm’ın kız kardeşi ve Câbir b. Abdullah’ın halasıdır. Uhud şehitleri hakkında Medinelilere bilgi vermesi onun savaşa katıldığı fikrini doğursa da kaynaklarda savaşa katıldığıyla ilgili ayrıntılı bilgi yoktur.

Uhud Savaşı’nda okçuların tepeyi terk etmesiyle Müslüman ordusu büyük bir hezimete uğratılmış ve yetmiş şehit verilmiştir. Ayrıca birçok sahâbe de bu savaşta yaralanmıştır. Ümmü Seleme’nin eşi Ebû Seleme bu savaşta kolundan yaralanmış, bir ay tedavi görmesine rağmen vefat etmiştir. Aynı zamanda Hz. Peygamber yaralanmış ve kızı Fâtıma onun yüzünü temiz bir suyla yıkadıktan sonra hasır yakıp yarasının üzerine koyarak onu tedavi etmiştir. Aynı yöntem diğer yaralılar içinde kullanılıp birçok ateş yakılarak yaraları tedavi edilmeye çalışılmıştır.

Hz. Peygamber döneminde kadınlar sağlık alanında önemli bilgilere sahip olup bu bilgilerini Uhud Savaşı’nda ve diğer savaşlarda Müslüman ordusunda yaralananlara yardımcı olmak için kullanmışlardır. Böylelikle sosyal hayatta olduğu gibi savaşlarda da hanımlar aktif roller üstlenmişlerdir.

Yemek Yapma, Su Dağıtma, Kırba Dikme

Hanımların yapılan savaşlarda görev üstlendikleri en önemli alanlardan biri de ordunun yemeklerini yapmak ve onlara savaş esnasında su taşımaktı. İklim olarak suya ihtiyacın fazla olması, su kaynaklarının az olması gibi sebeplerle suya ihtiyaç savaş esnasında büyük önem arz etmekteydi.

Ümmü Seleme, Hz. Âişe,154 Hamne bint Cahş, Hz. Fâtıma, Ümmü Eymen, Ümmü Selît, Ümmü Süleym, ve Rübeyyi bint Muavviz adlı hanımlar Uhud Savaşı’nda kırbalarla su taşıyarak bu ihtiyacını gidermeye çalışmışlardır.

Başka bir rivayet ise Ümmü Süleym ve Hz. Âişe’nin eteklerini toplayarak sırtlarında su tulumlarıyla su dağıttıklarını ve gazilerin ağızlarına su dökerek onların susuzluklarını gidermeye çalıştıktan sonra koşup tekrar su getirdiklerini nakleder.

Hz. Ömer döneminde gerçekleşen bir hadise de şöyledir: “Hz. Ömer, Medine kadınlarına eteklik kumaşlar dağıtıyordu. Nihayet elinde güzel bir eteklik kaldı. Yanındakilerden birisi Hz. Ömer’e: “Yâ Emirü’lMü’minîn! Bu etekliği de şu yanındaki Hz. Peygamber’in torununa yani Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ü kastederek ona ver.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Ümmü Selît’e vermek daha isabetli olur. O, Hz. Peygamber’e biat eden ensâr kadınlarındandır. Uhud Savaşı’nda bize kırbalarla su taşımıştır.” dedi. Ümmü Kays bint Ubeyd b. Ziyâd b. Sa’lebe b. Hansâ b. Mebzûl b. Amr b. Ganm b. Mâzin b. enNeccâr olan Ümmü Selît, Uhud Savaşı’na katılmış ve orduya su taşımıştır.

Bu rivayetler bize göstermektedir ki; Uhud Savaşı’nda hanımlar canlarını dişlerine takarak yaralılara su taşımışlar ve Müslümanlara yardımcı olmuşlardır.

Hanım sahâbîler savaşa katılmak istediklerinde sağlık hizmetlerinde yardımcı olacaklarını ve yemek yapımında yardımcı olacaklarını Hz. Peygamber’e söylemişlerdir. Ordunun yemeğini yapmak sadece yeme ihtiyacının karşılanması olarak algılanmamalı, bulundukları şartlarda en uygun, en sağlıklı ve askerlerin dirençlerini arttırıcı nitelikte olmalıydı. Ümmü Atiyye’nin savaşta sağlık hizmetlerini yürütmenin yanında Uhud Savaşı’nda ordunun yemeklerini yapan hanımlardan biri olduğu bilinmektedir.

Su taşınması ve su dağıtımda olduğu gibi su kırbalarının ve kılıç kınlarının dikimi de savaş meydanında hanımlar tarafında yürütülmekteydi. Hanımlar arasında savaşa katılan Ümmü Süleym’in ve Ümmü Selît’in savaşlarda su kırbalarının ve kılıç kınlarının dikiminde görev aldığı bilinmektedir.

Şiir ve Hitabet Yoluyla Erkekleri Cesaretlendirip Düşmana Cevap Verme

Mekkeli kadınlar câhiliye dönemlerinden itibaren savaşlarda en aktif olduğu alanlar arasında savaşa katılan erkekleri cesaretlendirip erkekleri savaşa hazırlamak olduğu bilinmektedir. Aynı geleneğe Müslüman hanımlarda devam etmişler ve şiirler okuyarak erkekleri cesaretlendirmişlerdir. Erkekleri şiir yoluyla cesaretlendiren hanımlardan biri olan Hind bint Üsâse b. Abbâd b. elMuttalib b. Abdümenâf b. Kusay’ın annesi, Ümmü Mistah bint Ebû Rühm b. Muttalib b. Abdümenâf b. Kusay’dır. Hind Müslüman olmuş ve Hz. Peygamber’e biat etmiştir.

Hind, Uhud’a Müslüman hanımlarla beraber ordunun geri hizmetlerini karşılamak için katılmıştır. Müslüman ordusu yenilgiye uğrayınca yüksek bir yere çıkarak müşrik ordusundakilere karşılık vermiştir. Müşrik ordusundaki Hind bint Utbe, Bedir Savaşı’na karşılık Uhud Savaşı’nı kazanmanın hazzıyla şehitlerin kulaklarını ve burunlarını kesip halhallar yapıyor, bir yandan da yüksek bir kayanın üstüne çıkarak bağırıyordu: “Biz, sizi Bedir gününe karşılık cezalandırdık.” Bu sözleri duyan Hind bint Üsâse bu sözlere karşılık: “Bedir’de belaya uğradın, Bedir’den sonra da zillete düşeceksin” demiştir.168 Başka bir rivayette ise şöyle cevap vermektedir: “Ey alçaklara çok düşen büyük küfürlünün kızı, Bedir’e ve Bedir’ den sonra zelil ve hakir oldun…”

Hind bint Üsâse, diğer hanımlar gibi sağlık hizmetlerinde, su taşımak, kırba dikmek ve erkeklere yardımcı olmak için savaşa katılmışken, Hind bint Utbe’nin sözlerine karşılık vererek aynı zamanda şiir ve hitabet yoluyla savaşta erkekleri cesaretlendirmiştir.

Hz. Peygamber’in halası Safiyye bint Abdülmuttalib, eline mızrak alarak Uhud’a katılmış ve Hz. Peygamber’i bırakıp geri çekilmekte olanları görünce elindeki mızrağı onlara doğrultmuş ve “Hz. Peygamber’i bırakıp da yenildiniz ha!” diyerek onları ayıplamıştır. Safiyye bint Abdülmuttalib Uhud günü eline bir kılıç alıp Ümmü Eymen ile beraber Hz. Peygamberin yanına varıncaya kadar koştuklarını ve ilk olarak yeğeni Ali ile karşılaştığını ve ona Hz. Peygamber’in durumunu sorduğundan söz eder. Hz. Peygamber savaş meydanında Safiyye bint Abdülmüttalib’i görünce Safiyye’nin oğlu Zübeyr b. Avvam’a dedi ki: “Anneni karşıla ve onu geri çevir, kardeşinde olan durumu görmesin”. Safiyye bunun üzerine oğluna dedi ki: “Niçin? Duydum ki kardeşimin ölüsüne hakaret edilmiştir. Bu ise Allah yolunda olan bir şeydir. Biz buna razıyız! Ecrini Allah’tan beklerim ve inşallah sabredeceğim.” Zübeyr, Hz. Peygamber’e geldiği ve annesinin durumunu ona haber verdiği zaman Hz. Peygamber : “Onun yolunu serbest bırak” dedi. Bunun üzerine Safiyye geldi, Hamza’ya baktı, ona dua etti, istiğfar etti. Sonra Hz. Peygamber onun defin olunmasını emretti ve defin olundu. Hz. Peygamber’in halası eline mızrak alarak savaş meydanına koşmuş savaşmak için askerleri teşvik etmiş ve onları cesaretlendirmiştir. Kendi bizzat savaşmasa da savaşan askerler üzerinde etkisi olmuş ve onları bir araya toplamıştır.

Ümmü Eymen de diğer görevlerinin yanında erkekleri cesaretlendirip onları savaşa teşvik etmek için çalışan hanımlardandı. Ümmü Eymen, Müslümanların dönüp Medine’ye gitmek istediklerini görünce yerden toprak alıp yüzlerine saçmaya başlamış, onlardan bazılarına: “İşte dikişnakış! İşte kılıcın!” diyerek kaçarlarsa savaşmak yerine hanımların yaptıkları gibi dikiş nakış işine layık olduklarını hatırlatarak onları savaşmaya teşvik etmiştir.

Şehit ve Yaralıları Taşıma

Hanımların savaş esnasında yaralananların tedavisini üstlenmelerinin yanında savaş sonrasında da Müslüman hanımlar geri hizmetlerde bulunarak şehitleri ve yaralıları Medine’ye taşıma görevinde bulunmuşlardır. Erkeklerin taşınması bir yerden bir yere nakledilmesi hanımların güçleri oranıyla hayli zor olsa da Rübeyyi bint Muavviz şehitleri savaş alanının dışına taşıyor ve yaralıları Medine’ye götürüyordu.

Konaklama Yerinde Eşyaları Koruma

Erkeklerin tamamı genelde savaş meydanında olduğundan dolayı ordunun konaklama yerindeki eşyalarının gözetilmesi ve korunması görevini kadınların yaptıkları bilinmektedir. Ümmü Atiyye, Uhud Savaşı’nda ordunun eşyalarını koruyup gözetme işini kendisinin üstlendiğini ifade etmiştir.

Aynı zamanda Bedir Savaşı’na katılmak isteyip Hz. Peygamber tarafından geri çevrilen Ümmü Kebşe’nin kaynaklarda Uhud Savaşı’nda yer aldığı ifade edilmiştir. Fakat savaş esnasındaki görev ve sorumluluklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi mevcut değildir.

Doğrulanmış metin ve kaynak:

Bu metin SAMER Yayınları izni ile Merve Aktaş’ın kaleme aldığı tezden aktarılmıştır.