Vahiy ne demektir? Vahiy nasıl geldi? Kurandan sonra vahiy gelecek mi? Vahiy nasıl gelir? Vahiy türleri neler?

hz muhammed peygamber sahabe hadis dini kitap şartlar

Vahiy, Allah’ın insanlar arasından seçmiş olduğu elçileri vasıtasıyla dilediği emir, hüküm ve bilgileri insanlara bildirmesi demektir. Kur’an’a bakıldığında tarih boyunca Allah tarafından seçilerek şereflendirilmiş peygamberlere gönderilen vahiy, sözlük anlamı olarak “Hızlı bir şekilde ve gizlice söylemek, işaret ve ilham etmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Vahiy, Allah ile kul arasındaki bildirim köprüsüdür. Allah’tan gelen bildirimler, peygamberler tarafından insanlara ulaştırılmışlardır.

Son olarak peygamberimiz Hz. Muhammed ile insanlığa açılan bu rahmet kapısı artık bir daha açılmamak üzere Allah tarafından kapatılmıştır. Kur’an vahyi insanlığın son bulacağı güne kadar hükmünü devam ettirecek olan son vahiydir. Kur’an’dan sonra başka bir vahiy gelmeyecektir. Yeni bir vahiy gelmesi söz konusu olmadığı için bu tür iddiaları dikkate almak da söz konusu değildir. İnananlar bu konuda dikkatli ve uyanık olmalı, Kur’an’ın bu apaçık gerçeğini sürekli akılda tutmalı ve kendilerini saptırabilecek kişilerden uzak durmalıdır.

Peygamberimiz vahyi yazılı bir metin ya da kitap şeklinde almadığı gibi tek seferde toptan bir halde de almamıştır.592 Allah’ın kelamı ve insanlığa hitabı olan Kur’an ayetleri Allah’ın dilediği ve izin verdiği biçimde vahiy meleği aracılığı ile peygamberimiz Hz. Muhammed’in kalbine indirilmiştir. Kur’an’da da dikkat çekildiği gibi kendisine vahiy gelmeden önce peygamberimiz bir vahiy beklemediği gibi o vahiyden haberdar da değildi. Allah’tan vahiy alarak O’nun elçiliğini yapmak bir insanın erişebileceği en yüce şereftir. Ancak bu şeref insanların kendi tercihleri ya da çabaları ile elde edebilecekleri bir şeref değil, Allah’ın seçimidir. Dolayısıyla

Allah’tan vahiy alan bir elçi, aldığı vahyi kendisine geldiği yani olduğu gibi insanlara iletirken kendi arzu ve hevesine göre konuşmaz. Allah’ın ayetleri olarak bildirdiği her söz, Allah’ın sözüdür. Kur’an’ın indirilmesi de, öğretilip açıklanması da Allah’a aittir. Allah vahiy meleğini elçisine gönderir, melek de Allah’ın dilediği ve izin verdiği her şeyi elçinin kalbine yerleştirir. Böylece Allah’ın elçisine vahyi gerçekleşmiş olur.

Hz. Muhammed son peygamber, Kur’an ise insanlığa bildirilmiş son ilahi beyandır. Neden peygamberimizden sonra yeni bir peygamber ya da Kur’an’dan sonra yeni bir vahiy gönderilmeyeceğinin gerçek bilgisi sadece Allah’a aittir. Demek ki Allah bu türden ilahi bildirimleri bir noktada kesmek istemiştir. Vahiy ile uyarıda bulunma süreci tamamlanmış ve artık ansızın gelecek olan kıyamet süreci başlatılmıştır. Kur’an o beklenen saatin işaretlerinin geldiğini haber vermektedir.

Kur’an yedinci yüzyılda vahyedilmeye başlanmış ve yine aynı yüzyıl içinde vahiy süreci tamamlanmıştır. Ancak daha önce de dikkat çekildiği gibi her ne kadar Kur’an bir dönemde inmiş olsa da o dönem için inmiş bir kitap değildir. Kur’an’ın demode olması ya da mevcut herhangi bir çağın gerisinde kalması söz konusu değildir. Bunu iddia eden kişi Kur’an’ı hiç anlamamış demektir. Kur’an içinde bulunulan her çağın ilerisinde ve ortaya koymuş olduğu idealler açısından halen daha insanlığın erişemediği bir yerdedir.

Kur’an tarih boyunca kendisinden önce gelen tüm ilahi bildirimleri onaylayan ancak son ilahi beyan ve söz olması sebebi ile ilahi bildirimin zirve noktasına gelen bir mesajdır. Müslümanların geri kalmışlığı ya da gerçekten uzaklaşmış olmaları, Kur’an’ın ortaya koymuş olduğu inanç ve hayat sistemine fatura edilemez. Kur’an’ın hükümleri, insana vermiş olduğu değer ve haklar günümüz dünyasının en gelişmiş ülkelerinde bile halen daha mevcut olmayan eşsiz bir niteliktedir. Hatta öyle ki her ne inanca ya da yönetim şekline sahip olursa olsun her toplumun adil, doğru, gelişmiş, barış ve güven içinde bir toplum olabilmesi için Kur’an’ın temel ilkelerini dikkate alması gerekir. Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu gerilik ve yozlaşmanın temel sebeplerinden biri Kur’an’ın muhteşem ilkelerinin terk edilmesidir. Dolayısıyla “Madem öyle Müslümanlar neden böyle?” gibi bir sorunun cevabı son derece açık ve nettir. Bugün insanların huzur, güven, karşılıklı saygı ve anlayış içinde yaşayabildikleri yerlerde, insan aklının ve yaratılışının ortak değerlerine yönelik temel ilkelerin olduğu görülebilir. Müslüman toplumlar ise bu noktalarda yetersizdir. Bu yüzden Müslümanların bugün içinde bulunduğu geri kalmışlık ve problemlerin sebebi Kur’an’ın beraberinde getirmiş olduğu ilkeler değil, Müslümanlar tarafından Kur’an’ın terk edilmiş, hayatın dışına çıkarılmış ve din adına uydurulan şeylerin gölgesinde bırakılmış olmasıdır.

Dolayısıyla Müslüman olan olmayan herkesin modern çağa ve bu çağın beraberinde getirdiği problemlere uygun yeni bir vahye değil zaten mevcut bulunan vahye dönmeye ihtiyacı vardır. Kur’an, çağlar üstü temel ilkelere dayalı bir kitaptır. Bilindiği gibi modernleşmeler ve gelişmeler çoğunlukla toplumdaki teknoloji ya da yaşam şekilleri üzerinden gerçekleşir. İnsan ise her dönemde aynı insandır. Manevi anlamdaki ihtiyaçları, beklentileri, kaygıları ve yönelimleri hep aynıdır. Kur’an ayetlerinin mucizevi ilkeleri ve muhteşem esnekliği ise hem değişim ve gelişmelere hem de bu değişimin ana aktörü olan insana hitap etmede hep öndedir.

Müslümanların tarihi içinde şöhret sahibi bazı kişiler, yazdıkları kitapların kendilerine bizzat Allah tarafından yazdırıldığını iddia edebilecek kadar gerçekten uzaklaşabilmişlerdir. Sonradan gelenler içinden de buna inanan ve savunan birçok Müslüman olmuştur. Bizzat kendi eliyle yazdığı şeyin Allah’tan geldiğini söyleyen ya da yazdıklarını rüya âleminde peygamberimiz ile istişare ederek kaleme aldığını iddia eden veya dolaylı yoldan bunu ima eden kişilerin Kur’an ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir iddiada bulundukları ve aynı zamanda şeytani vesveselerin tutsağı oldukları son derece açıktır. Bu türden iddiaların iyi bakılabilir ya da farklı yorumlanmaya açık olabilir bir tarafı yoktur. Ayetlerde, daha önce kendilerine kitap verilmiş olanların da benzer hatalara düştükleri hatırlatılmıştır.

Halk arasında pek bilinmediği için son derece itibar gören bu kişiler ve yazdıkları kitapların dini kitap kategorisinde değerlendirilmesi ve bir kısmının Kur’an’ın açıklayıcısı olduğunun iddia edilmesi Allah’ın huzurunda hesabı verilebilecek bir iddia değildir. Söz konusu kitaplar içinde bazı güzel şeyler olabilir ancak bu yöndeki bir iddia her ne olursa olsun kitaptaki güzel şeyleri de itibarsızlaştıracak bir sebeptir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’den sonra herhangi bir insanın dini anlamda vahiy alma imkânı söz konusu değildir. Bunu iddia etmek ya da buna inanmak iddia eden ve inanan herkesi gerçeği inkâr etmeye sürükleyecektir. Bu konuda son derece hassas ve dikkatli söz etmek gerekir. Kur’an’dan sonra hiçbir kitaba kutsallık yüklemek ya da Kur’an hakikatlerini ortaya koyan ilahi bir açıklama olduğunu söylemek mümkün değildir.

Emre Dorman